Bu kitap bir ilişki kitabı gibi duruyor ama aslında insanın kendisiyle yüzleşme kitabı. Gülcan Özer, “doğru ilişki nasıl olur?”dan çok, “biz bu ilişkilerin içinde ne yapıyoruz?” diye soruyor. Yargılamadan, öğüt vermeden, üstten konuşmadan… Sanki karşına oturmuş da “bir dur, gel bunu birlikte düşünelim” diyor.
Aşk, evlilik, flört, cinsellik, sadakat… Hepsi var ama romantik klişeler yok. Kitap, aşkı yüceltmiyor; tam tersine, aşkın arkasına saklanarak yapılan hataları görünür kılıyor. “Seviyorum” demenin her şeyi meşrulaştırmadığını, sevginin bazen kontrolle, korkuyla ve bağımlılıkla karışabildiğini çok net anlatıyor.
Narsistler, güçsüzler, mükemmeliyetçiler bölümleri özellikle çarpıcı. Çünkü bu etiketler başkaları için yazılmamış gibi; okurken insan ister istemez kendine bakıyor. “Ben hangisine daha yakınım?” sorusu kaçınılmaz oluyor. Özer, kimseyi kötü ilan etmiyor ama ilişkilerde tekrar eden döngüleri açık açık gösteriyor.
Kitabın en güçlü yanı “hakikat” meselesi. İlişkilerde en çok kaçtığımız şeyin gerçeklik olduğunu söylüyor. Görmek istemediklerimizi görmemek için ne kadar çok bahane ürettiğimizi, ne kadar çok susmayı seçtiğimizi anlatıyor. Ve şunu hatırlatıyor: Konuşulmayan her şey, bir gün mutlaka başka bir yerden patlak veriyor.
Dili sade, tonu samimi. Akademik değil ama yüzeysel de değil. Psikoloji anlatıyor ama “uzman” mesafesi koymadan. Okurken kendini yargılanmış hissetmiyorsun; daha çok anlaşılmış hissediyorsun.
Bu İlişkiyi Konuşmalıyız, ilişkileri düzeltme vaadi vermiyor. Ama şunu yapıyor: İnsanlara aynayı tutuyor. Ve belki de bazen en çok ihtiyacımız olan şey tam olarak bu.
Unutmayalım'' İlişkiler bazen sevilmediğimiz için değil, konuşamadığımız için biter.” :)) birde bu açıdan bakmak lazım .
vakit ayırıp okuyan herkese teşekkür ederim.