Erkeklerin Takım Sporları Sevdası Evrimle İlişkili Olabilir Mi?

Bu yazının içerik özgünlüğü henüz kategorize edilmemiştir. Eğer merak ediyorsanız ve/veya belirtilmesini istiyorsanız, gözden geçirmemiz ve içerik özgünlüğünü belirlememiz için [email protected] üzerinden bize ulaşabilirsiniz.

İnsanların büyük bir kısmı spor yapmayı ve izlemeyi sever; ancak futbol ve basketbol gibi takım sporları olduğunda erkeklerin sevdası (ve yeri geldiğinde fanatizmi ve holiganlığı) dişilere kıyasla açık ara farkla öndedir. Çoğu zaman bu durum "toplumsal dayatmalar" ile ilişkilendirilir: erkek çocukları küçüklüklerinden beri babalarıyla maçları izleyip, onların bağırıp çağırmalarına maruz kalmalarından ötürü büyüdüklerinde babaları gibi oldukları düşünülür. Peki bir erkek çocuğu babasının sporla ilişkisi yoksa, erkek çocuğunun takım sporlarına yoğun bir sevdası oluşamaz mı? Elbette oluşabilir. Tam tersi şekilde, babası (veya genel olarak ailesi) spor fanatiği olan bir çocuk büyüdüğünde sporla hiç ilgilenmeyebilir de. Ancak bu durumda, toplumun genelinde erkeklerin takım sporlarına eğilimi ve sevdasının dişilerden bariz farklılığı bir şekilde izah edilmelidir. İşte burada yardımımıza evrimsel biyoloji ve psikoloji koşabilir.

Bu konu hakkında erkeğin evrimsel geçmişine bakmamızda fayda var. Yaygın olarak bilindiği ve sayısız bilimsel veriyle desteklendiği gibi, geride bıraktığımız birkaç milenyumdan öncesinde erkekler avlanma ve eve yemek götürme görevine sahiplerdi. Yani "avcı-toplayıcı toplum" kalıbının "avcı" kısmı çoğunlukla erkeklerin sorumluluğundaydı. Bu ciddi bir iştir. Evine yemek götüremeyen, ailesini doyuramayan erkeğin soyu tükenme tehlikesiyle karşı karşıya kalırdı. Hatta doğrudan bir delilimiz bulunmuyor olsa da, bu konuda beceriksiz olan erkekler daha o zamanlarda bile toplumdan dışlanmış olabilir. Bu da, "toplum baskısı"nın en erken örneklerinden biri olabilir. İşte bu sebeple avlanmak erkeğin evriminde hem hayatta kalma mücadelesi açısından, hem de toplumsal saygınlık açısından son derece kritik öneme sahip bir eylemdi. Dişilerin sorumluluğu da erkekler kadar, belki onlarınkinden bile önemliydi: yavruları güvende tutmak, beslemek, büyütmek ve özellikle toplayıcılık yaparak evin geçimini sağlamak. Yabani bitki ve meyve toplayıcılık da genelde dişiler ve çocuklar tarafından yapılırdı.

İnsan türünü evrimsel süreçte bir adım öne geçiren en kritik olaylardan biri, toplumsal yaşantısının giderek karmaşıklaşan ve güçlenen bir hal almasıdır. İnsan, bireyselcilikle bugünlerine gelmemiştir. Tam tersine, toplumun gücü ve sosyal dayanışma sayesinde varlığımızı sürdürebildik. Avlanmak söz konusu olduğunda bunun önemi çok daha net olarak ortaya çıkmaktaydı: av, erkekler tarafından takım halinde yapılan bir olaydı. İnsanlar da doğadaki diğer avcılar gibidir: avını yakalamaya yönelik stratejileri vardı ve bunu -örneğin kedigiller gibi- takım oyunu halinde yapardı. Avcı, oku ya da mızrağı hedefine isabet ettirdiğinde diğer erkekler tarafından övgüyle karşılanırdı. Çünkü isabetli bir atış, başarılı bir av demektir. Başarılı bir av da hayatta kalmak demek...

Günümüzde erkekler artık avlanmak zorunda değil (evet, ciddiyiz). Böylece takım-tabanlı avcılık olayı bitmiş oldu. Ancak bir türün milyonlarca yıl boyunca (hatta belki daha eskisinden beri) sahip olduğu davranışları bir anda bir kenara bırakması mümkün değildir. Çünkü avcılıkta başarıyı sağlayabilecek fiziksel özellikleri etkileyen genler, yüz binlerce yıldır seçilmektedir. Hatta belki de erkek beyinlerinin daha çocuk yaşlardan bu tür konulara yatkın olmasını sağlayan etmenler genlerimize kazınmış olabilir. Dolayısıyla evrimin bu önemli kazanımının kısa sürede ortadan kalkması mümkün değildir. Gerçekten de erkekler, gelişen toplumsal yapı ve "modernleşme" süreci sırasında bu eksikliği yeni bir icatla kapatmıştır: takım oyunlarıyla! Çoğu takım sporları erkekler için erkekler tarafından 1800’lerde icat edildi. Takım oyunları ve ekip çalışmasına dayanan sporlar, avcılık için adeta bir alternatif olmuştu. 

Birçok erkek, sevdikleri bu sporların her parçasına tutkuyla bağlanabiliyor. Kendileri oynamasa dahi takımın bir parçası gibi hissedebiliyorlar. Spora olan bu tutkulu bağlılık, insan erkeklerin rekabetçi doğasına dayanıyor olabilir. Bu da, erkeklerin neden birçok sefer dişilere saçma veya anlamsız gelebilecek konularda rekabete girmeyi tercih ettiklerini açıklıyor. Örneğin araba kullanma ve park etme gibi yüksek el-göz koordinasyonu gerektiren konularda dişilere nazaran daha başarılılar, çünkü bunu bir rekabet ve statü olarak görüyorlar. Eğer arabayı hedefine başarıyla sokamazlarsa, toplum içerisinde ayıplanacaklarını düşünüyorlar. Benzer şekilde, bir barda daha fazla içki içme gibi yarışlara girmeye daha yatkın olmalarının sebebi, kendilerinin fiziksel gücünü ve direncini topluma ispatlama ihtiyacı olabilir. Dolayısıyla yazımızın en başında belirttiğimiz gibi, toplumsal baskı elbette devrede. Ancak bu toplumsal baskıyı oluşturan etmenler, biyolojinin temellerinde yatıyor olabilir. Yani bir kez daha, kültürel evrimin köklerinin biyolojik evrimde yattığını görüyoruz. 

Aslında bu ayıplanacak ya da küçük görülecek bir durum olmak zorunda değil. Bir spora tutkuyla bağlanmak, o takımla gülüp, o takımla ağlamak, eğer ki topluma zarar verecek davranışlar sergilenmesine neden olmuyorsa, toplum açısından hiç de zararlı bir durum değil. Tam tersine spor sevdalılarının takımları ile kendi davranışları arasında bazı bağlantılar tespit edilmiştir: Erkekler, takımları kazanınca, aslında o takımın bir parçası olmasalar bile kazanmış hissediyorlar. İstatistikler de ilginçtir: İngiliz futbolcuların daha tatmin edici veya güzel futbol oynadıkları dönemlerde İngiltere’de suç oranları azalıyor. Tabii ki bu durum, eğer ki takımları kaybedecek olursa şiddeti de arttırabiliyor. Dolayısıyla bu konu hemen atak yargılara varabileceğimiz bir konu değil. Fakat spor sevdasını bir kalemde silip atmamıza engel olacak veriler de bulunuyor.

Bazı psikologlar erkeklerin bu spor sevdasının serbest bırakılması, hatta desteklenmesi taraftarıdır. Bunun aile yapısını güçlendirici bir araç haline getirilebileceğini bile düşünüyorlar. Eğer ki dişiler, erkeklerin spor sevdasını dizginlemeye çalışmak ya da küçük görmek yerine, sporu bir "aile etkinliği" haline getirebilirlerse, çok daha mutlu bir aile ve güçlü bağlar inşa edilebilir. Çünkü görünen o ki, dişiler erkeklerin spor sevdasıyla çatıştıkları zaman, evrimsel geçmişin derinlikleriyle de çatışmış oluyorlar. Bu kazanması güç bir mücadele. Çünkü evrim, (neredeyse) her zaman kazanır.

 

Hazırlayan: Özgür Karataş

Düzenleyen ve Geliştiren: ÇMB

Kaynaklar ve İleri Okuma:

  1. Telegraph
  2. Pro Football

İki Kuyruklu Kertenkele

Hiper Parazitlik: Bir Nevi ''Parazitception''!

Yazar

Katkı Sağlayanlar

Çağrı Mert Bakırcı

Çağrı Mert Bakırcı

Editör

Evrim Ağacı'nın kurucusu ve idari sorumlusudur. Popüler bilim yazarı ve anlatıcısıdır. Doktorasını Texas Tech Üniversitesi'nden almıştır. Araştırma konuları evrimsel robotik, yapay zeka ve teorik/matematiksel evrimdir.

Konuyla Alakalı İçerikler

Göster

Şifremi unuttum Üyelik Aktivasyonu

Göster

Göster

Şifrenizi mi unuttunuz? Lütfen e-posta adresinizi giriniz. E-posta adresinize şifrenizi sıfırlamak için bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Eğer aktivasyon kodunu almadıysanız lütfen e-posta adresinizi giriniz. Üyeliğinizi aktive etmek için e-posta adresinize bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Close
Geri Bildirim