Çitalar ve Antiloplar: Buradaki Mantıksızlığı Görebiliyor Musunuz?

Bu yazının içerik özgünlüğü henüz kategorize edilmemiştir. Eğer merak ediyorsanız ve/veya belirtilmesini istiyorsanız, gözden geçirmemiz ve içerik özgünlüğünü belirlememiz için [email protected] üzerinden bize ulaşabilirsiniz.

Bu harika karikatürde aslında (muhtemelen farkında olmadan) Doğal Seçilim ile Yapay Seçilim arasındaki önemli çizgiye ve farklara değiniliyor. Ancak bu yapılırken, bazı kritik noktalar atlandığı için sanki bir paradoks varmış gibi görünüyor. Halbuki, elbette, herhangi bir paradoks bulunmuyor. "Karikatür işte..." deyip geçilebilir; ancak birkaç cümleyle değinilen bir konu, evrimsel biyoloji hakkında birçok önemli noktanın aydınlatılması için iyi bir fırsat olabilmektedir. Biz de, birkaç önemli noktaya değinerek bu fırsatı değerlendirmek istiyoruz.

 

Yapay Seçilim ve Doğal Seçilim 

Öncelikle, Yapay Seçilim ile Doğal Seçilim arasındaki farka değinelim: Çitalar, eğer ki avlarını kendi kontrolleri altında tutabilecek kadar zeki olsalardı, muhtemelen bu karikatürdeki gibi bir durumla karşılaşılırdı. Ancak doğada böyle bir durum söz konusu değil. Çitalar (ve diğer avcılar), kafalarına estiği gibi avlarını seçebilecek konumda değiller. Çitaların "daha hızlı veya yavaş olan avları seçme" gibi bir şansları yoktur. Ellerine geçirebildiklerini yemek durumundadırlar ve bu, genellikle, sürü içerisindeki en zayıf özelliktekiler olur. Zaten karikatürün de odaklandığı nokta budur. Fakat bu, çitaların bilinçli olarak yapabileceği bir tercih değildir. Onlar, yaşam mücadelesi vermektedirler ve avlayabildiklerini yemek zorundadırlar; hangisini avlayacaklarını seçmek konusunda pek fazla tercihleri yoktur. 

Öte yandan bu tür bir seçimi, kendi türümüzde görüyoruz: ineklere, köpeklere, koyunlara, domuzlara, kedilere, keçilere, atlara ve daha nice hayvan türüne uyguladığımız seçilim, kendi tercihlerimizi ve isteklerimizi gözeterek yaptığımız bir seçilimdir. Buna, Yapay Seçilim diyoruz. Bunu seçebiliyoruz, çünkü önümüzde var olan ve evrimin çeşitlilik mekanizmalarıyla yaratılan varyasyonlar içerisinden işimize en gelenleri seçebilecek durumdayız.

Dolayısıyla burada, şahsi tercihlere dayalı Yapay Seçilim'den söz etmemiz mümkün değildir. Av-avcı ilişkisi söz konusu olduğunda, hayatta kalma mücadelesine dayalı Doğal Seçilim'den söz etmemiz gereklidir. Karikatürün değindiği nokta bu açıdan ele alındığında, anlaşılır hale gelmektedir: Her ne kadar sürekli "avcıların gözünden" bakmaya alıştıysak da, evrimsel süreçte avların eli "armut toplamamaktadır". Karikatürün bahsettiği gibi çitalar, sürekli olarak (ister istemez) en yavaş olan avları avladıkça, bu avların popülasyonları nesilden nesle giderek güçlenir, zekileşir, hızlanır, çevikleşir. Öte yandan, avcılar üzerinde de eleyici bir seçilim baskısı bulunmaktadır: avcılar arasından da sürekli en uyumlu olanlar daha fazla avlandığı, diğerleri ise o kadar fazla avlanamadığı için, en güçlü, çevik, zeki olan avcılar hayatta kalır ve çoğalırlar. Yani evrim mekanizmaları, sadece avcılardan yana çalışmaz. Avlar içerisinden de en uyumlu ve başarılı olanları hayatta kalır ve ürer. Ancak bu ne zamana kadar böyle devam eder?

 

Sınırlar

Unutmamak gerekir ki Evren'deki her şey, biyoloji yasalarından önce kimya yasalarına, kimya yasalarından önce de fizik yasalarına tabidir.  Örneğin karikatürde bahsedilen "hızlı koşmak" ile doğrudan ilişkilendirilebilecek kas-iskelet sisteminin evrimi; fizik, kimya ve biyoloji yasalarının her biriyle, çeşitli seviyelerde sınırlanmaktadır. Her birine kısaca bakacak olursak:

 

Sınır-1: Fizik

Örneğin bu kas-iskelet evrimi, fizik yasaları açısından bakacak olursak, sadece belli bir noktaya kadar güçlenebilir ve irileşebilir. Çünkü bir noktadan sonra, daha güçlü ve hızlı olmak için daha iri kaslara ve kemiklere ihtiyaç olacaktır. Ancak daha iri kemik ve kaslar, daha fazla ağırlık demektir. Daha fazla ağırlık ise, bu ağırlığı taşıyacak daha fazla kas ve kemik demektir. Bu zincirden doğan paradoks, Doğal Seçilim'in hızlı avcılardan yana olan etkisini önce yavaşlatır, sonra tamamen durdurur ve hatta tersine çevirir! Çünkü bu ağırlığın fiziksel olarak korunabilmesi bir noktadan sonra mümkün olmamaktadır. Böylece bir noktaya kadar daha iri kaslı, daha güçlü olmak avantaj sağlarken, belli bir noktayı aştıktan sonra bu kadar iri kaslara sahip olmak herhangi bir avantaj sağlayamadığı gibi, tam tersine dezavantajlı hale de getirebilmektedir!

 

Sınır-2: Kimya

Kimya açısından baktığımızda, hücresel (sitolojik) veya doku/organlar açısından (fizyolojik) bir analiz yapılabilir. Örneğin vücut kitlesi arttıkça, vücuda taşınması gereken oksijen artar, toplam enerji sarfiyatı da katlanarak artar. Bu nedenle, ciğerlerden toplanan oksijenin ve bu oksijenin enerjiye çevrilme sürecinin verimliliğinin sürekli artması gerekir. Fakat kimyasal tepkimelerin verimliliği ancak belli bir noktaya kadar artabilir. Bu noktaya ulaştıktan sonra, artık üretilen enerji vücuda yetmemeye başlar. Bu da, tıpkı fiziksel sınırlandırmada olduğu gibi, Doğal Seçilim'in iri kaslar ve güçlü kemiklerden yana olan etkisini azaltır, durdurur ve nihayetinde tersine çevirir.

 

Sınır-3: Biyoloji

Biyolojik açıdan analiz ise, iki yönlüdür: az önce anlattığımız fizik ve kimya engelini aşabilecek boyutta da olabilir; onlar gibi kısıtlayıcı boyutta da... Her şey, popülasyon içerisindeki varyasyonlara (çeşitliliğe) bağlıdır. Eğer ki bir popülasyon içerisinde, her seferinde daha ileri gitmeyi mümkün kılacak varyasyonlar varsa ya da evrimin çeşitlilik mekanizlarıyla üretilebiliyorsa, yukarıdaki bariyerler aşılabilir. Örneğin sadece kas-iskelet sistemi değil ama; başka sistem ve dokuların evrimleşmesi sayesinde bu sınırlar aşılabilir. Öte yandan, eğer ki popülasyon içerisinde gerekli varyasyonlar bulunmuyorsa veya hiç oluşmuyorsa (ki bu şansa bağlıdır), o özelliklerin bırakın maksimum verimliliğe ulaşması, olabileceğinden çok daha düşük bir seviyeye ulaşması bile çok zor olabilir veya hiç mümkün olmayabilir. İşte tam olarak bu sebeple, etrafımızda "mükemmel" canlılar görememekteyiz. Her canlının her özelliği "kötü" seviyeden "iyi" seviyeye kadar olan bir yelpazede bulunur; ancak hiçbiri kusursuz değildir! Benzer şekilde, tam olarak bu sebeple etrafımızda, her özelliğe bir arada (uçma, yüzme, toprakta delik açma, kamuflaj, ekolokasyon, UV ışınları görme, vs. bir arada) sahip olabilen canlılar yoktur. Çünkü biyolojik varyasyon, evrimin seçebileceği malzemeyi kısıtlandırır. Bu kısıt ortadan kalkmadıkça, bir özelliğin evrimleşmesi mümkün olmaz.

Tüm bu sınırlar, evrimin gidişatını doğrudan etkilemekte ve yönlendirmektedir. Bu gidişat, canlının kendisi tarafından seçilemez, değiştirilemez, istek ve arzulara bağlı olarak şekillendirilemez. Tam olarak bu sebeple, hiçbir evrimsel değişim canlının isteğine bağlı olmaz. Hayatta kalma ve üreme potansiyeline bağlı olarak, isteği dışında gerçekleşir.

 

Diğer Bir Açı: Teleoloji

Bu karikatürün değindiği noktayı birçok başka açıdan da incelemek mümkündür. Örneğin, "teleolojik" (amaç odaklı açıklamalar) açıdan incelemek de mümkündür: aslında düşünülecek olursa, çitaların "daha hızlı avları" yakalaması için de ekolojik bir neden bulunmamaktadır. Daha hızlı koşabilen avlar, daha yüksek besin değerine sahip olmak zorunda değildir ve dolayısıyla avcılara herhangi bir avantaj sağlamazlar. Dolayısıyla çitalar gibi avcıların da, avlarının en hızlılarını yakalamak gibi bir derdi bulunmamaktadır. Bu sebeple, bu yönde bir seçilim baskısı da yoktur. Herhangi birini yakalayabilecek kadar iyi olmaları yeterlidir. Zaten yeterince iyi değillerse, elenip yok olacaktırlar. Ancak ola ki herhangi (örneğin gerçekten de daha hızlı olan antilopların besin değerinin daha yüksek olması gibi) bir sebeple daha hızlıları yakalamaları avantaj sağlayacak olursa, gerçekten de çitalarda bu yönde bir evrimsel değişim olduğunu görürüz. Bu, evrim tarihinde sıklıkla gördüğümüz bir değişim türüdür.

 

Sonuç

Dolayısıyla evrimsel süreci değerlendirirken sadece "her özelliğin en iyisi" olarak görmememiz gerekmektedir. Evrim, ekolojik ilişkiler ve fizik yasaları ile doğrudan ilişkilidir. Bir canlıda her özelliğin en "süper" olan versiyonu evrimleşmek zorunda değildir. Bir özellik yeterince iyiyse ve hayatta kalma ile üremeye yeterince katkı sağlıyorsa, evrimsel süreç için kâfidir. Çünkü o seviyeden sonrası, ek masraf anlamına gelir ve masraflı organlar, çok seviyede fayda sağlamadıkları sürece evrimsel süreçte desteklenmezler ve elenirler. Bu döngü, mutasyonlar, transpozonlar, crossing-over gibi evrimsel çeşitlilik mekanizmalarının etkisi sayesinde, yeni özelliklerin popülasyonda görülmesiyle kırılabilir. Bu döngüyü aşan özellikler, eğer ki diğerlerine göre avantaj sağlıyorsa, hızla seçilerek popülasyonda baskın hale gelecektir. Ancak bu varyasyonlara (çeşitliliğe) çoğu zaman ulaşmak mümkün olmaz. Dolayısıyla doğru çeşitlilik şartları ve doğru seçilim baskısı, evrimin gerçekleşebilmesinde kilit rol oynar.

Gözümle Gördüğüm ve Telefonumun Çektiği

İlginç Gerçek: Kafein İki Defa Evrimleşti. Bir Kez Kahvede, Bir Kez Çayda!

Yazar

Çağrı Mert Bakırcı

Çağrı Mert Bakırcı

Yazar

Evrim Ağacı'nın kurucusu ve idari sorumlusudur. Popüler bilim yazarı ve anlatıcısıdır. Doktorasını Texas Tech Üniversitesi'nden almıştır. Araştırma konuları evrimsel robotik, yapay zeka ve teorik/matematiksel evrimdir.

Konuyla Alakalı İçerikler

Göster

Şifremi unuttum Üyelik Aktivasyonu

Göster

Göster

Şifrenizi mi unuttunuz? Lütfen e-posta adresinizi giriniz. E-posta adresinize şifrenizi sıfırlamak için bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Eğer aktivasyon kodunu almadıysanız lütfen e-posta adresinizi giriniz. Üyeliğinizi aktive etmek için e-posta adresinize bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Close
Geri Bildirim