Bilimsel Araştırma Mantığının Sınırı: Karl R. Popper

Bu yazı, Evrim Ağacı'na ait, özgün bir içeriktir. Konu akışı, anlatım ve detaylar, Evrim Ağacı yazarı/yazarları tarafından hazırlanmış ve/veya derlenmiştir. Bu içerik için kullanılan kaynaklar, yazının sonunda gösterilmiştir. Bu içerik, diğer tüm içeriklerimiz gibi, İçerik Kullanım İzinleri'ne tabidir.

Oysa ben, düşünen tüm insanları ilgilendiren en azından bir felsefi sorun olduğunu düşünüyorum. Bu da “Kosmologie” sorunudur: Dünyayı ve kendi bilgimizi anlayabilme sorunu.

(Karl R.Popper / Logik der Forschung, 1959 İngilizce Basım Ön sözü)


Bu çalışmada ele alınan temel soru, aslında bir felsefi sorunun gerçekten olup olmadığıdır. Bu amaçla Karl R. Popper’ın temel argümanları sunulacak ve Karl R. Popper'ın Analitik Felsefeye getirdiği yöntem eleştirisi incelenecektir. Bu incelemeyle argümanların güçlülük değerleri ortaya konmaya çalışılacaktır. Çalışmanın temel amacı, felsefi bir düzlemde yeni bir “felsefi sorun” ortaya koyan ve bu soruna getirdiği yöntem cevabıyla bilimin mantıksal düzlemine etki eden Karl R. Popper’ın okuyucular tarafından daha net anlaşılmasını sağlamaktır.

Karl R. Popper üzerine yazılan birçok Türkçe popüler makale olmakla beraber bu çalışmaların her birinde gözden kaçırılan bir kısım olduğu açıktır. Karl R. Popper’ın ünlü “Yanlışlanabilirlik İlkesi” temelinde anlatılan tüm bu ele alışlarda unutulmuş olan şey, Karl R.Popper’ın bu ilkeyi “neden” büyük bir sınırlandırma ölçütü olarak ortaya koyduğu sorusudur.

Karl R. Popper bilimsel akıl yürütme üzerine düşüncelerini bir amaçla gerçekleştirir: Unutulan felsefi tutumun, tekrar gün yüzüne çıkartılması. Bu amaç yolunda felsefeyi, önemli bir sorun olan “ anlama ve açıklama” sorununda, cevapların mantıksal sistematiğini verebilmek adına kullanır. Bu amacın belirginliği 1965 yılında eserine eklenen üçüncü Almanca baskı ön sözünde de sunulmaktadır:


Bilgi kuramı, aslında felsefe gibi kendi varoluşunu savunmaya gereksinim duyar; çünkü felsefenin, [Immanuel] Kant’ın ölümünden beri işlediği suç, ahlaki bakımdan olduğu kadar, entelektüel bakımdan da fazlasıyla ağırdır. Aslında felsefenin gerekliliğine ilişkin getirebileceğimiz bir kanıt vardır: Farkında olsalar da olmasalar da herkesin bir felsefesi vardır, bu yüzden de aslında bir bilgi felsefeleri vardır. Ancak tüm bu felsefelerin bir değeri olmadığını da vurgulamamız gerekir. Bu nedenle yürüttüğümüz felsefelerin eleştirel olarak incelenmesi gerekir. İşte felsefenin görevi tam da budur.

Karl R. Popper / Logik der Forschung


Dönem felsefesi ve biliminin temel argümanlarını incelemek, aslında bu temel argümanlara yanıt veren Karl R. Popper düşüncesine girişin ilk adımı olacaktır. Bu nedenle Karl. R. Popper’ın mantıksal temellendirmesini anlamanın en iyi yolu, onun karşı çıktığı mantıksal temellendirmeleri netlikle ele almaktan geçmektedir.

Dönemi diye adlandırdığımız 20. yüzyılda bilimde kabul edilen temel argüman, bilimin "işleyiş yöntemi" üzerinedir. Bu işleyiş yöntemi ise bilimin bir “incelenebilir olgu olma” tanımını ortaya koymak zorunda kalır. Tanım, işleyiş yönteminin başlangıcıdır ve aynı zamanda bilimin geçerlilik sınırını da ortaya koyduğunu iddia etmektedir. Bu sınıra sahip olan bilim felsefesi düşüncesine “Mantıkçı Pozitivizm” denmektedir.

Mantıkçı Pozitivizm argümanları işe şu şekilde önermeler haline getirilebilir:

  1. Bilimsel araştırma mantığı, tümevarımsal akıl yürütme yöntemiyle çalışır.
  2. Tümevarım kesin olarak “Ampirik” değere sahip özel önermelerden başlar.
  3. Bu tip temel değere sahip olmayan özel önermeler “anlamsızdır” ve bilimsel olamaz.
  4. Bu olguların araştırılmasında temel sınırlandırma yöntemi “doğrulanabilirliktir.”
Karl Popper ve Yanlışlanabilirlik İlkesi
Karl Popper ve Yanlışlanabilirlik İlkesi
Ceotudent

Peki dönem felsefesinde karşı çıktığımız temel argümanlar nelerdir? Öncelikle argümanların sahiplerinin Karl R. Popper tarafından “Dil çözümleyicileri” olarak adlandırıldığını bilmek önemlidir. Argümanlarıysa şu şekilde önermeler haline getirilebilir:

  1. Gerçek bir “felsefi sorun yoktur.” Olsa da bu sorun yalnızca bir dilin kullandığı anlam ve imlemleri tanımlama sorunudur. [E.N: İmlem: İnsanların etrafındaki varlıklara atfettiği anlam veya onlarda bulduğu anlam]
  2. Bu anlam ve imlemler çözümlenirse, önermelerin doğruluğu da belirlenebilir.
  3. Belirlenen doğru önermeler, bilimde kullanılabilir. Çünkü bu önermelerin artık bir “doğrulanma” ölçütü vardır.
  4. “Dil Çözümlemesi” yöntemi felsefenin gerçek yöntemidir.

Karl R. Popper, karşılaştığı bu argümanlara karşı basitçe dünyamız üzerine olan bilgiyi anlama konusundaki sınırımızı dile getirirken, bunun dışında bir sınırın daha imkansız oluşuna gönderme yapar. Bizim cevap dizgemiz ise Karl R. Popper’ın “Bilimsel Araştırmanın Mantığı” eserine dayanmaktadır. Eserine başlarken bu argümanların karşı cevaplarının imkanı için, ortak kavramsal düzlem oluşturmak adına Karl R. Popper, temel tanımları bize vermektedir. Bu tanımların ilki ise "Bilim insanının görevi" üzerinedir.

“Bilim insanının görevi, önermeler veya önermeler dizgesi öne sürmek ve bunları sistemli biçimde sınamaktır.[1] Bu bakımdan bilim insanın önerme ve önermeler dizgesi kabul edebilmesi için bir mantıksal metodunun olması gerekir. Ancak bu şekilde ortaya konabilen önerme, ampirik bilimlerce sınanabilir.

Karl R. Popper burada “ tümevarım” yönteminin kendi varlığı yönünde bir sorgulama ortaya koyar ve tümevarımın mantıksal açıdan doğruluğunu kanıtlamanın mümkün olmadığını söyler. Çünkü özel önermeler, evrensel önermelere genişletildiği anda aslında bünyelerinde, bir çıkarımın her zaman yanlış olabilme olasılığını da taşımaktadır.[2] İkinci eleştiri ise tümevarımsal çıkarım için öncelikle savunulabilir bir “tümevarım ilkesi” öne sürülmesi gerekliliğidir. Karl R. Popper ise verilen birçok tümevarım ilkesi tanımı olduğu ve üstünde eş sözel kabul edilebilecek bir kabule sahip tanım olmadığını söyleyerek tümevarım ilkesinin mantıksal hatası bulunduğunu öne sürer:

“Eş sözel bir tümevarım ilkesi olsaydı, böyle bir tümevarım sorunu da zaten olamazdı. Bu da tümevarımın birleşimsel bir önerme -yani değillemesi çelişki barındırmayan bir önerme- olmadığını göstermektedir. Böyle bir önerme olmayan bu ilke savunulamayacaktır.”[3]

Karl R. Popper, tümevarım ilkesinin sorununun aslında filozof David Hume tarafından belirgin hale getirildiğini ve bu nedenle bilimin işleyişinin tümevarımsal mantıkta kusurlu olduğunu da ortaya koyduğunu belirtir. Bu soruna ilk cevabı veren Immanuel Kant ise tümevarım ilkesini, akılsal olarak geçerli bir “apriori bilgi” olarak kabul ederek bu sorunun üstesinden gelmek ister. Ancak böyle bir kesin apriori bilgiden söz etmek imkansızdır. Çünkü bu tür bilginin mantıksal olarak bir doğruluk derecesi de bulunmamaktadır. Bu kısmı daha net anlaşılabilir hale getirmek için kısaca David Hume’un getirdiği eleştiri ve arkasından Immanuel Kant’ın vermeye çalıştığı cevap irdelenmelidir.

"David Hume'un Ampirik Sujeleri" adlı yağlı boya tablo
Alexander Roitburd (Wikiart)

David Hume, bilimsel bir akıl yürütmenin meydana çıkabilmesi için öncelikle düşünceler arasında bir bağlantı ilkesi bulunması gerektiğini öne sürmektedir. Bu bağlantı ilkesi düşünceleri bir araya getirerek aslında bir akıl yürütmeyi olağan hale getirir. Düşünceler arası bağlantının ilkeleri ise söyle sıralanır:

  1. Benzerlik
  2. Zamanda ve Mekanda Yakınlık
  3. Neden ya da Sonuç

Bununla beraber David Hume, bilimsel bir akıl yürütmenin olgulardan yola çıkmasının önemini hatırlatarak, olgular üzerine akıl yürütmelerin yalnızca “neden ve sonuç” ilkesi üzerine kurulu olduğunu öne sürer. Ve tam da burada şu sözlerle “neden ve sonuç” ilkesinin özellikle üzerinde durulması gereken kısım olduğunun gerekçesini vurgular:

…olgularda bize güven veren kanıtın doğası konusunda kuşkudan,şaşkınlıktan,belirsizlikten kendimizi tam olarak kurtarabilmek için, Neden ve Sonuç bilgisine nasıl ulaştığımızı da soruşturmalıyız. [4]

Bu bakımdan böyle bir düşünceler ilişkisine hiçbir durumda “apriori” önermelerle gelemeyeceğini, yalnızca tek tek nesnelerin bilgisiyle ve bu nesnelerin bilgilerinin birbirine bağlılığıyla, bütünüyle “aposteriori” bilgiden doğacağını ileri sürer. Burada David Hume’un kendi sözlerine tekrar dönerek niçin bir sonucun her zaman bir nedeni ortaya koyamayacağını şu sözlerle açıklar:

… Bizde bu sonuçların deneyim olmadan yalnızca akıl yürütme yetimiz aracılığıyla ortaya çıkarabileceğimizi sanma eğilimi vardır. Biz, dünyaya ansızın bırakılmış olsak, bir bilardo topunun diğerine çarparak ona hareket ileteceğini en başında var sayabileceğimizi ve onunla ilgili kesinliği bildirmek için bu olayı beklememize gerek kalmayacağını sanırız. Alışkanlıkların etkisi şöyledir: En güçlü olduğu yerde, doğal bilgisizliğimizi örtmekle kalmaz kendisini bile gizler… [5]

Bu kısımda David Hume, apriori bilgiyle açıklanabilecek bir neden ve sonuç ilkesinin yalnızca bir alışkanlık olduğunu vurgular. Aposteriori bilgiye ve buradan gelen deneye başvurulmadıkça bütün doğal olarak kabul edilen etkilerin belirli bir konuya ilişkin yalnızca bir kuruntu verebileceği, bu düşünce biçiminde dile getirilen bir sonuçtur. Bu bakımdan kısaca David Hume, tümevarımsal bir akıl yürütme için başlangıç olan bir düşünceler arası ilişki ilkesi olması gerektiğini ve ancak bu düşünceler arası ilişkilere bakılınca, temelinde yatan neden ve sonuç ilkesinin yalnızca deneyim ve deney bilgisinden gelebileceği sonucuna ulaşır. Böylece tümevarımsal bir bilimden söz edilemeyeceğini çünkü böyle bir bilimin mantıksal açıdan yalnızca bir kuruntu ortaya koyabileceğini söyler.

Immanuel Kant ise, bu temel önermenin aslında kendi dogmatik uykusunu sona erdirdiğini söylediği ünlü sözüyle, bilimsel mantığın altında olan bu temel sorunu çözmenin bizatihi kendisinin temel bir sorun olduğunu dile getirir. Bu bakımdan eseri Prolegomena’da David Hume problemine geri giderek onun en ufak ayrıntıya kadar incelenmesi gerektiğini belirtir:

...Bu, Prolegomena’da Hume’un şüphesinin verdiği ipucundan başka şimdiye dek yapılanlardan hiçbir şeyin kullanılmadığı, yepyeni bir bilimdir. Hatta, Hume da böyle bir biçimsel bilimin olanaklı olduğunu düşünmemiştir ve bundan dolayı gemisini emin bir yere getirmek için onu kumsala oturtmuştur. Oysa benim için önemli olan, o gemiye eksiksiz bir deniz haritası ve pusula vermektir… [6]

Immanuel Kant gibi felsefe ve bilim tarihi içerisinde önemli bir yere sahip bir filozofun “tümevarımsal mantık” çıkmazı için kendi düşüncelerini ortaya koyması gerektiğini bilerek düşünce tarihine çıktığını söylemek yerinde olacaktır. Immanuel Kant tümevarımsal mantık sorununu gidermek için, temelde David Hume’un söylediği “Neden ve Sonuç” ilkesinin aslında zihnin kategorilerinde meydana gelen ve bu nedenle de “apriori” olan bir ilke olduğunu öne sürmekle argümanını sonuçlandırır. Apriori ilke olma özelliğinin koşulu matematik ve geometri bilgisiyle ortaya konan Sentetik Apriori bilginin mümkün olduğunu kabul etmekten gelir. Ya da kısaca akıldan gelen bir yeniden bilgi edinme sürecinin var olduğunu kabul etmekten.

Karl R. Popper, Immanuel Kant’a karşı durarak onu aslında neden-sonuç ilkesini apriori ilkeye geri götürmekle suçlar. Bu tümevarımın kurtarılma çabasıdır. Ancak tümevarımın kendi mantıksal zemin zayıflığı hala David Hume eleştirisini haklı çıkartır şekilde durmaktadır.

Tümevarımsal mantık yolunu reddeden yeni bir temel yaratmak için öncelikle Karl R. Popper’ın yaptığı temel ayrımla başlamamız önemlidir. Karl R. Popper, ampirik bilgi olan ruhbilimiyle, mantıksal ilişkilerle ilgilenen bilgi mantığı arasında bir ayrım yapmaktadır. Çünkü ona göre, tümevarım mantığının temelinde ruhbilimsel ve bilgi kuramsal soru karmaşası yer almaktadır.[7] Akla yeni bir şeyin nasıl geldiği sorusu bilgi mantığının değil, ampirik ruhbiliminin ilgi alanına girer. Bilgi mantığıysa, olguların sorgulanmasıyla değil, geçerliliğin sorgulanmasıyla ilgilenmektedir.[8] Bu bakımdan aslında asıl arayışı, ne bilginin hangi süreçle geldiği ne de olguların sorgulamasıdır. Burada önemli olan arayış, “önermelerin savunulup savunulamayacağı ve nasıl savunulacağı, önermelerin sınanabilir olup olmadığı, bilinen diğer önermelere mantıksal olarak bağlı olup olmadığı ya da onların karşıtı olup olmadığı sorularıdır.”[9] Bunu, kısaca, sınırlandırma sorunu olarak adlandırmaktayız. Bu bakımdan sınırlandırma sorununun çözümü, Karl R. Popper'ın “tümdengelimsel” mantık yönteminden gelmektedir. 

Karl R. Popper’ın hem Dil Çözümleyicileri hem de Mantıkçı Pozitivistler’e verdiği mantıksal karşı argüman ise şu önermelerle temellenir:

  1. Tümdengelimsel akıl yürütme, bilimsel araştırma mantığının temel yöntemi olarak kabul edilmelidir.
  2. Tümdengelimsel akıl yürütmenin yolu ise;
  3. Yanlışlanabilirlik İlkesinden gelir.
  4. Yanlışlanabilirlik ile önermelerin hiçbir biçimde “anlamsız” olmadığı ve bu nedenle temel bir önerme ayrımına gidilemeyeceği belirlenir.
  5. 2.3 Anlamsızlık sınırlandırması olmayan bir özsel yargıda (doğrulanabilir olan) bulunamayan doğrulanabilirlik ilkesi, yöntemsel olarak başlayamaz ve bu nedenle de tümevarımsal akıl yürütme geçersizdir.
Karl Popper ve bir dil çözümleyici olan Ludwig Wittgenstein
Karl Popper ve bir dil çözümleyici olan Ludwig Wittgenstein
The Verma Post

Karl R. Popper, tümevarım koşulunun öncelikle onu başlatacak özsel bir yargıdan başlaması gerektiğini söylemekle, aslında özsel yargıların kabul edileceği bir doğruluk sınırının da mevcut olması gerektiğini hatırlatır. Ancak doğrulanabilirlik ilkesi “anlamsız” önermeler demekle hiçbir önermenin doğrulanabilirliğini sağlayamaz. Aksine, her zaman içinde yalnızca bir doğruluk olasılığı barındırabilir. İşte aslında David Hume’un sorusu da bu kısım üzerinedir. Öte yandan yanlışlanabilirlik ilkesi, önermeleri anlamsız diye ayırmaz ve aslında yanlışlanabilir olanların temelde bir sınırı olduğunu belirtir. Metafiziksel önermeler “anlamsız” değil yalnızca “yanlışlanamayan” önermelerdir. Burada metafiziksel olanla ampirik olan arasında bir ayrım meydana çıkar ve bu ayrım aslında doğru bir tümdengelimsel akıl yürütmenin ürünüdür.

Ludwig Wittgenstein gibi Dil Çözümleyicilerin sorunu işte buradan kaynaklanır. Onlar doğrulanabilirlik ilkesi adına ortaya konulması gereken “anlamlı önermelerin” nasıl meydana çıkacağı üzerine düşünür ve bu önermelerin koşullarını öyle bir ortaya koyarlar ki bu koşulda tüm bilimsel önermelerin bile, bir dil oyunundan başka bir gerçekliğe sahip olamayacağı sonucuna ulaşılır. Fakat Karl R. Popper’a göre, tüm bu nedenlerden dolayı felsefenin araştırma alanı yalnızca bir dilin içinde bulunan anlam ve imlemler çözümlenmesi değil, bizatihi olarak bilgimizin temel akıl yürütmesinin belirlenmesi ve bu akıl yürütmelerden gelen bilimsel önermelerin tutarlılık ve karşıtlık sınırını çizebilmektir.

[1] Karl Popper, Bilimsel Araştırmanın Mantığı, Yapı Kredi yayınları Sy 51

[2]Karl Popper, Bilimsel Araştırmanın Mantığı, Yapı Kredi yayınları , Sy 51

[3] Karl Popper, Bilimsel Araştırmanın Mantığı, Yapı Kredi yayınları Sy-52-53

[4] David Hume, İnsanın Anlama Yetisi Üzerine Bir Soruşturma, çev Münevver Özgen, Biblos yayınları , 3. Basım sy 41

[5] David Hume, İnsanın Anlama Yetisi Üzerine Bir Soruşturma, çev Münevver Özgen, Biblos yayınları , 3. Basım sy 43

[6] Immanuel Kant, Prolegomena, Türkiye Felsefe Kurumu yayınları , 5.Baskı, sy 10

[7] Karl Popper, Bilimsel Araştırmanın Mantığı, Yapı Kredi yayınları, sy 54

[8] Karl Popper, Bilimsel Araştırmanın Mantığı,, Yapı Kredi yayınları sy 55

[9] Karl Popper, Bilimsel Araştırmanın Mantığı, Yapı Kredi yayınları, sy 55

Kaynaklar ve İleri Okuma:

  • Ana Görsel Kaynağı: Karl R. Popper
  • Karl Popper. (2018). Bilimsel Araştırmanın Mantığı. ISBN: --. Yayın Evi: Yapı Kredi Yayınları.
  • David Hume. (2018). İnsanın Anlama Yetisi Üzerine Bir Soruşturma. ISBN: --. Yayın Evi: Biblos Yayınları.
  • Immanuel Kant . (2018). Prolegomena. ISBN: --. Yayın Evi: Türkiye Felsefe Kurumu yayınları .

Evrimsel Yaşam Ağacı Nasıl Geliştirildi?

Erkeklerin ''Kankaları'' ile İlişkileri, Onları Romantik İlişkilerinden Daha Çok Tatmin Ediyor!

Yazar

Eric Rose

Eric Rose

Yazar

Katkı Sağlayanlar

Damla Şahin
Damla Şahin
2. Editör
Konuyla Alakalı İçerikler

Göster

Şifremi unuttum Üyelik Aktivasyonu

Göster

Göster

Şifrenizi mi unuttunuz? Lütfen e-posta adresinizi giriniz. E-posta adresinize şifrenizi sıfırlamak için bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Eğer aktivasyon kodunu almadıysanız lütfen e-posta adresinizi giriniz. Üyeliğinizi aktive etmek için e-posta adresinize bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Close
Geri Bildirim