Bu yazının içerik özgünlüğü henüz kategorize edilmemiştir. Eğer merak ediyorsanız ve/veya belirtilmesini istiyorsanız, gözden geçirmemiz ve içerik özgünlüğünü belirlememiz için [email protected] üzerinden bize ulaşabilirsiniz.

Fotoğrafta gördüğünüz kimyasal klorofile ya da kanımızda bulunan ve hemoglobinin yapısına katılan hem moleküllerine oldukça benzemektedir. Ancak bunlarda magnezyum ya da demir atomları bulunurken, fotoğraftaki molekülün kalbinde bir nikel atomu bulunur. İşte bu ufak değişim, söz konusu kimyasalın klorofil ya da hem değil, kofaktör F430 denen bir molekül olmasını sağlar. Bu, ineklerin anüslerinden çıkan gazlarının bir kısmıdır.

Diğer tüm omurgalılar gibi, inekler de selülozu sindiremezler. Selüloz, genel olarak çimende veya bitkilerin yeşil kısımlarında bulunan, son derece güçlü bir şeker bileşiğidir. Evrimsel süreçte bu molekülün sindirilmesi karmaşık yapılı canlılarda oldukça zor olduğu için, halihazırda bunu başarabilen bakterilerle simbiyotik (karşılıklı faydacı) bir evrim geçirilmiştir. Yani "basit çözüm" avantajlı olmuş ve evrimleşmiştir. Örneğin ineklerin midesinde, bir insanların aksine, 4 odacık bulunur ve bu odacıkların içerisinde trilyonlarca mikroorganizma yaşar. Selüloz sindirimini yapan ineklerin kendisi tarafından değil, midelerinin bölmelerinde yaşayan bakteriler tarafından yapılır. Bu bakteriler, insan harici primatlarda apandikste bulunur. İnsanda ise bakterilerle olan bu karşılıklı ilişki et ağırlıklı hepçil diyetin evrimleşmesiyle birlikte körelmiştir; buna paralel olarak apandiksimiz de körelmiştir.

İnekler otları yedikçe bu otlar midelerinde birikir ve bu mide bölmelerindeki bakteriler, otlardaki selülozu sindirerek parçalar ve küçük şeker moleküllerine dönüştürür. Böylece inekler bu parçalanmış şekerleri kolaylıkla sindirir ve beslenmiş olur. Ancak bakterilerin selüloz yıkımının tek ürünü basit şekerler değildir. Yan ürün olarak birçok diğer kimyasalla birlikte metan gazı da üretilir. Sonrasında, buradaki yazımızda izah ettiğimiz gibi, bu gazlar öyle ya da böyle bir çıkış noktası bulur. İnekler yellenip geğirdikçe, vücutlarında üretilen metan gazını atmosfere bırakırlar. Eğer ki doğada yaşayan ineklerin sayısı doğal limitlerle sınırlandırılmış olsaydı, bu herhangi bir sorun yaratmazdı. Ancak 7 milyar insanı doyurmak amacıyla kültürel evrimin bir ürünü olarak doğan endüstriyel hayvancılık, milyonlarca ineği bir arada toplayarak doğal döngülerinden çıkarmaktadır. Bu da, atmosfere muazzam bir metan gazı salınımına neden olmaktadır. Sayı vermek gerekirse, atmosfere insanlık ve türümüze ait ürünlerden ötürü saldığımız tüm metan gazının %40'ı inekler, keçiler ve kuzulardan kaynaklanmaktadır.

Metanı üreten ufak organizmalara metanobakteri adı verilir. Ancak bunlar aslında "bakteri" değildirler. Evrim Ağacı'na dair bilgilerimizin son birkaç on yıldır giderek gelişmesi sayesinde, türlerin evrimleri ve akrabalık ilişkileri hakkında da çok daha detaylı bir algıya sahip olabilmeye başladık. Örneğin metanobakteri olarak isimlendirdiğimiz canlıların Bakteriler taksonomik alanı içerisinde değil, Arkeler alanı içerisinde bulunduğunu öğrendik (geri kalan 3. alan ise Ökaryotlar alanıdır). Arkeler, metanobakterileri de içeren antik bir prokaryot (basit hücreli canlı) grubudur.

Kofaktör F430'a konuyu bağlayacak olursak... Arkelerin evrimiyle ilgili keşfettiğimiz heyecan verici gerçeklerden biri, bazı arkelerin kofaktör F430'u kullanarak metan üretim tepkimesini tersine çevirebilmektedir! Yani atmosferdeki metanı kullanarak enerji üretebilmektedirler! Evrimsel biyologlar şu anda bu adaptasyonun gezegenimizin eski zamanlarında, atmosferde bol miktarda metan varken yaşayan arkelerde ilk olarak evrimleşip evrimleşmediğini inceliyorlar. Eğer ki evrimlerini ve yapılarını daha iyi anlayabilirsek, küresel ısınma ile mücadelemizde bu arkeler bir araç haline gelebilir.

 

Kaynak: John Baez (Kuantum Teknolojileri Merkezi, MIT)

Bu İçerik Size Ne Hissettirdi?
  • 0
  • 0
  • 0
  • 0
  • 0
  • 0
  • 0
  • 0
  • 0
  • 0
  • 0
  • 0

Evrim Ağacı'na her ay sadece 1 kahve ısmarlayarak destek olmak ister misiniz?

Şu iki siteden birini kullanarak şimdi destek olabilirsiniz:

kreosus.com/evrimagaci | patreon.com/evrimagaci

Çıktı Bilgisi: Bu sayfa, Evrim Ağacı yazdırma aracı kullanılarak 22/08/2019 04:46:01 tarihinde oluşturulmuştur. Evrim Ağacı'ndaki içeriklerin tamamı, birden fazla editör tarafından, durmaksızın elden geçirilmekte, güncellenmekte ve geliştirilmektedir. Dolayısıyla bu çıktının alındığı tarihten sonra yapılan güncellemeleri görmek ve bu içeriğin en güncel halini okumak için lütfen şu adrese gidiniz: https://evrimagaci.org/s/2453

İçerik Kullanım İzinleri: Evrim Ağacı'ndaki yazılı içerikler orijinallerine hiçbir şekilde dokunulmadığı müddetçe izin alınmaksızın paylaşılabilir, kopyalanabilir, yapıştırılabilir, çoğaltılabilir, basılabilir, dağıtılabilir, yayılabilir, alıntılanabilir. Ancak bu içeriklerin hiçbiri izin alınmaksızın değiştirilemez ve değiştirilmiş halleri Evrim Ağacı'na aitmiş gibi sunulamaz. Benzer şekilde, içeriklerin hiçbiri, söz konusu içeriğin açıkça belirtilmiş yazarlarından ve Evrim Ağacı'ndan başkasına aitmiş gibi sunulamaz. Bu sayfa izin alınmaksızın düzenlenemez, Evrim Ağacı logosu, yazar/editör bilgileri ve içeriğin diğer kısımları izin alınmaksızın değiştirilemez veya kaldırılamaz.

Soru Sorun!
Öğrenmeye Devam Edin!
Evrim Ağacı %100 okur destekli bir bilim platformudur. Maddi destekte bulunarak Türkiye'de modern bilimin gelişmesine güç katmak ister misiniz?
Destek Ol
Gizle
Türkiye'deki bilimseverlerin buluşma noktasına hoşgeldiniz!

Göster

Şifremi unuttum Üyelik Aktivasyonu

Göster

Şifrenizi mi unuttunuz? Lütfen e-posta adresinizi giriniz. E-posta adresinize şifrenizi sıfırlamak için bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Eğer aktivasyon kodunu almadıysanız lütfen e-posta adresinizi giriniz. Üyeliğinizi aktive etmek için e-posta adresinize bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Close
“Biz bilim insanları kumsalda çakıl taşları arayan çocuklar gibiyizdir. Eğer ben, arkadaşlarımdan biraz daha fazla, biraz daha renkli çakıl taşları toplayabildiysem bunun nedeni dizlerime kadar suya girmeye cesaret edebilmiş olmamdır.”
Isaac Newton
Geri Bildirim Gönder