Seneca’nın yapıtlarında aslında bir tek düşünce hâkimdir: Öngörüp kendimizi hazırladığımız ve nedenlerini anladığımız düş kırıklıklarına daha kolay katlanırız; en büyük yaraları ise hiç beklemediğimiz ve başa çıkamayacağımız türden düş kırıklıkları karşısında alırız. Felsefe bizi gerçeklikle barıştırmalı, böylece düş kırıklığının kendisini olmasa bile beraberinde getirdiği zararlı duyguları ortadan kaldırmalıdır.
Felsefenin görevi, biz gerçekliğin yıkılmaz duvarını aşmaya çalışırken isteklerimizin mümkün olan en yumuşak biçimde yere inmesini sağlamaktır.