Biyolojik donanımınız üç uzay boyutuna göre evrimleştiği için dört boyutlu bir yapıyı kafanızda tek bir fotoğraf veya heykel gibi doğrudan optik olarak canlandıramazsınız. Beynimiz bu girdiyle çalışacak şekilde tasarlanmadı, dolayısıyla bunu zihinde tek karede görememek bir kusur değil, biyolojik bir sistem sınırıdır. Ancak bu durum, dördüncü boyutu matematiksel olarak modellememize ve dolaylı yöntemlerle anlamamıza engel değildir.
Burada öncelikle kavramsal bir ayrım yapmak gerekiyor. Bahsettiğiniz şey geometrik bir dördüncü uzay boyutu mu, yoksa fizikteki üç uzay artı bir zaman boyutundan oluşan uzay-zaman mı? Geometrik dördüncü boyutu kavramak için projeksiyon ve kesit yöntemini kullanırız. İki boyutlu bir düzlemde yaşayan canlılar hayal edin. Üç boyutlu bir elmayı bu düzlemin içinden geçirirseniz, o canlılar elmayı bir anda göremez. Onların göreceği şey önce beliren, genişleyen, daralan ve sonunda yok olan iki boyutlu kesitlerdir. Biz de dört boyutlu bir hiperküpün (tesseract) kendisini değil, ancak üç boyutlu dünyamıza vuran gölgesini ya da anlık kesitlerini algılayabiliriz.
Sorunuzun ikinci kısmındaki zaman boyutuna gelirsek, evet, Özel Görelilik uyarınca zaman herkes için aynı hızda akan mutlak bir saat değildir. Bir cismin hızı ve gözlemcinin bulunduğu kütleçekim alanı değiştikçe, zamanın akış hızı ile eşzamanlılık algısı referans sistemine göre farklılaşır. Sizin durağan kabul ettiğiniz bir noktada aynı anda gerçekleşen iki olay, yüksek hızla hareket eden başka bir gözlemci için farklı anlarda gerçekleşir. Buna rağmen evrende keyfi bir karmaşa oluşmaz. Lorentz dönüşümleri sayesinde uzay ve zaman ayrı ayrı esneseler bile, uzay-zaman aralığı dediğimiz büyüklük tüm gözlemciler için sabit kalır. Biri kısalırken diğeri uzar, tablonun toplam dengesi şaşmaz.
Uzay-zamanı bir bütün olarak kavramanın en pratik yolu onu bir film şeridi gibi düşünmektir. Her bir kare üç boyutlu uzayın belirli bir andaki donmuş durumudur, zaman ise bu karelerin arka arkaya dizildiği eksendir. Dört boyutlu uzay-zamana dışarıdan bakabilseydiniz, nesneleri hareket eden parçacıklar olarak değil, doğumdan yok oluşa kadar uzayda iz bırakan yekpare birer boru hattı gibi, yani dünya çizgileri (worldline) olarak görürdünüz. Kısacası bunu zihninizde optik bir resim olarak canlandıramıyorsunuz diye romantik veya mistik boşluklara düşmeye gerek yok. İnsan beyninin algı sensörleri sınırlıdır ama arkasındaki matematik gayet net ve tıkır tıkır çalışıyor.
Kaynaklar
- Edwin A. Abbott. Flatland: A Romance Of Many Dimensions. Alındığı Yer: | Arşiv Bağlantısı
- Albert Einstein. Relativity: The Special And The General Theory. Alındığı Yer: | Arşiv Bağlantısı
- Sean M. Carroll. Spacetime And Geometry: An Introduction To General Relativity. Alındığı Yer: | Arşiv Bağlantısı