Mutlak anlamda tam tarafsız bir zihinle fikir üretmek mümkün değildir. Bir konuyu ele alıp üzerine düşünce inşa etmek, kaçınılmaz olarak bir referans sistemi, bir koordinat merkezi seçmeyi gerektirir. Düşünen öznenin kendisi sisteme dahilken, kendi eksenlerinin dışına çıkıp evrene hiçbir yerin bakış açısından bakamazsınız.
Bilişsel sistemimiz boş bir kağıt gibi değil, geçmiş girdilerle sürekli ağırlıkları güncellenen dinamik bir filtre gibi çalışır. Filozof Thomas Nagel bu durumu çok berrak anlatır, hiçbir yerin bakış açısı diye bir konum yoktur. Beyin bir durumu işlerken, evrimsel geçmişten gelen kestirme yolları, kişisel bellek izlerini ve değer yargılarını zorunlu başlangıç koşulları olarak denkleme katar. Dışarıda durduğunuzu sandığınız bir olayda bile, hangi ayrıntıyı veri kabul edip hangisini gürültü sayarak elediğiniz kararı bizzat öznel bir tercihtir. Filtre olmadan veri işlenemez, filtre varsa tarafsızlık bozulur.
Peki bu durum nesnelliği tümüyle bir hayal mi yapar, hayır. Bireysel olarak mutlak tarafsız olamamak ile yöntemsel nesnellik arayışı aynı şey değildir. Bilimin veya rasyonel düşüncenin yaptığı şey, tek tek insanların kusursuzca tarafsız olmasını beklemek yerine, öznelerarası denetim mekanizmaları kurmaktır. Kendi önyargılarınızı sıfırlayamazsınız, ancak onları açıkça tanımlayıp başkalarının eleştirisine ve yanlışlamasına açabilirsiniz.
Kısacası tarafsızlık ulaşılan sabit bir nokta değil, sürekli yönelinen bir asimptottur. Eğriyi eksene ne kadar yaklaştırırsanız yaklaştırın, mesafe daralır ama sıfıra asla tam oturmaz. Kendi içinde tutarlı bir model kurmak için başlangıç kabullerine mecburuz, insan da kendi kabullerinden bağımsız bir gözlemci olamıyor.
Kaynaklar
- Thomas Nagel. The View From Nowhere. Alındığı Yer: | Arşiv Bağlantısı
- Karl Popper. The Logic Of Scientific Discovery. Alındığı Yer: | Arşiv Bağlantısı