Kapitalizm, üretim araçlarının özel mülkiyete dayandığı, kar elde etme, serbest piyasa ve rekabet ilkelerine göre şekillenen bir ekonomik sistemdir.
Bazı insanlarda daha çok kar edebilme isteği bulunur. Bu karı elde edebilmenin en kolay yolu bu özel mülkiyet, serbest piyasalara hakim olmaktır.
Bu piyasaların kontrolü elde tutabilmenin en güzel yolu ruhlarından sade yaşantı içgüdüsü olan insanları bulup motive ederek çaktırmadan sömürmektir. Fakat sade yaşantı içinde olan insanlar çoğalmakta (sömüren için iş gücüde gerekiyor ve bu durumu destekler) ve riskli kısım ise bazılarında bu sömürüyü fark eden insanlar oluşuyor ve sömürülmeye tepki veriyor. Sömürende bu tepkiden korktuğu ve büyümesini engellemek için baskı, korku ve şiddet uyguluyor. Bu durum karşı tepkiyi oluşturuyor.
Bu şiddeti, bu kavgayı bitirmenin en kolay yolu insanları birbirine düşünmektir. Bunun için inanç sistemi oluşturulur ve ırkçılık amacından uzaklaştırılıp körüklenerek her kitle kendi içinde kavgaya tutuşturulur sömürülenler kamplaştırılır, ayrıştırılır toplum içinde nefret tohumu ekilir.
Sömürüde hedef büyütenler ise bütün kendi kitlesini başka kitlenin üzerine saldırmaya ikna eder. Bu durumda da, düşmanlık, kin, nefret duyguları geliştirilir. Kitlede, aklı başında, sade yaşayan, adil biri yönetici oldu mu kitlesinin savaştırmasını istemediğinde savunma-koruma, bilim, eğitim ve ahlak kavramlarını geliştirir. Yok eğer yönetici ego, mülkiyet fazlalığı, düşman yok ederek huzur arayan biri oldu mu sömürülen halklar savaşlar içinde bitap düşer. Kimin hangi kitleye nasıl hakim olduğunu tarih anlatıyor.
Kısacası bütün her şey insanın ruhunda ne olduğuna bağlı ve neye inandığına bağlı. Bunu bir aile kavramından tutun, küçük bir atölyede, orta dereceli fabrikada, büyük bir sanayi tesisinde, bir ilçede, il de, ülke yönetiminde görebilirsiniz.
Sömüren kitle bir araya geldiğinde sömürülenlerin ayaklanmasını ve bir araya gelip güçlü olmasını istemez. Bir dünya tarihi siyasi, ekonomik ve askeri tarihleri bu ruh hali üzerine kurulu.
Basit bir anlatım olsa da paranın varlığı ve mülkiyet kavramlarının kurallara bağlanması bir şeyleri çözdüğü gibi açık kapılar hep bırakmıştır.
Sömürünün altında yatan her şey kişilerin ruhsal yaradılışlarıdır. Sömürmekte sömürülmekte kişinin ruhsal benliğinde yatar.