Bilimsel gelişimin önündeki en büyük engel ne sadece parasızlık ne de süper gelişmiş laboratuvar aletlerinin eksikliği. Asıl boss fight, eldeki kaynakların hype ve sansasyon uğruna tamamen yanlış yerlere akıtılması ve kötü istatistik yüzünden bilimsel literatürün bir çöplüğe dönüşmesidir.
Bugün araştırma fonu bulmak istiyorsan, projenin gerçekten işe yaramasından ziyade medyatik durması gerekiyor. Akademideki ünlü yayın yap ya da yok ol baskısı, araştırmacıları p-hacking dediğimiz veri manipülasyonuna itiyor. Yani sırf istatistiksel olarak anlamlı bir sonuç bulmak ve o parayı kapmak için verilerle o kadar çok oynanıyor ki, ortada tekrarlanabilir ve güvenilir bir bilim kalmıyor. Korelasyon nedensellik değildir diye bas bas bağırıyoruz ama fon dağıtan kurumlar bile bazen sadece clickbait peşinde koşabiliyor. Milyonlarca dolar, sırf gazetelerde iyi manşet olacak ama gerçekte hiçbir yere varmayan çalışmalara gömülüyor.
Teorik bilgi veya teknoloji eksiğimizden çok, eldeki bilgiyi doğru yorumlama eksiğimiz var. Toplum ve politika yapıcılar bilimsel haberlerdeki grafikleri yanlış okudukça, sahte bilim destek buluyor. Asıl devrim yaratacak, belki ilk bakışta sıkıcı duran ama teorik altyapısı sağlam temel bilim araştırmaları ise popüler olmadığı için kelimenin tam anlamıyla ghostlanıyor. Özetle, elimizde devasa veri setleri ve teknolojik imkanlar var. Fakat biz bu veriyi dürüstçe okuyacak sistemi kuramadığımız için, kendi gelişimimizi bizzat kendimiz engelliyoruz.
Kaynaklar
- John P. A. Ioannidis. Why Most Published Research Findings Are False. Alındığı Yer: | Arşiv Bağlantısı
- Paul E. Smaldino, Richard McElreath. The Natural Selection Of Bad Science. Alındığı Yer: | Arşiv Bağlantısı