'Zarar' ın tanımını, kendi algı kapasitemiz üzerinden yapacağımız için, bize göre faydalı olan da bu kapasite sınırlarıyla değerlendirilmiş tanımlanmış bize göre -belirlenmiş- bir alan olmak durumunda. İşte bize gerçek anlamda zarar veren şey bu sınırlar ve kendi algımızı mutlaklaştırabilecek kadar kapalı bir yapıda olmamız. Kendimize gözlemci olarak adaletli ve dengeli değerlendirmeye olan ihtiyacımızı görememe, bizim ilerleyişimizi kendimizi tanımamızı engelleyen en önemli unsur. Yani insanlığa en çok zarar veren şey. Değişime direnç.
Bu yüzden "bilimsel" diyerek bir çok yargıyı kabul edebiliyoruz. Bu yüzden "komplo" diyerek bir çok gerçeğin üstü çok kolay örtülebiliyor. Önce dışarıyı değil, kendi bakış açımı doğru değerlendirmek zorundayım. İnsan yapı olarak bir otoriteye bağlanarak güven duymak istiyor. Bu din de olabilir, felsefe de olabilir, sanat ya da bilim de olabilir. Farkedemediği şey, hiçbir disiplinin mutlak olmadığı, insan yapısı olduğu için (insan yorumu), değişmez bir hakikat olmayacak, kaldı ki bizim anladığımız kadarıyla muhatap olacağız.
Yani hakikatle bile karşılaşmış olsak, onu anlayabilecek kapasitemiz ne kadarsa o kadarıyla muhatap olabileceğiz. Yani gerçek fayda, kendi bakış açımızı ele alıp doğru değerlendirebilmek. Bazı odakları mutlaklaştırmadan, insanın henüz pek de bir şey bilmediğini unutmadan önce kendimi anlamaya odaklanırsak, bize en çok zarar veren şeyleri daha iyi anlarız.