Tam olarak tespit ettiğiniz gibi, santrallerde yoktan elektron yaratmıyoruz, sistemde zaten var olan elektronları belirli bir yöne itecek elektromotor kuvveti (voltaj) oluşturuyoruz. Yani günlük dildeki elektrik üretimi tabiri, fizikte elektrik akımı oluşturmak veya elektromotor kuvvet üretmek anlamına geliyor.
Bunu anlamak için klasik bir mühendislik benzetmesi yapalım: Kapalı bir boru sistemi ve içindeki suyu düşünün. İletken telimiz bu boru, içindeki serbest elektronlar ise sudur. Suyun (elektronların) borunun içinde durması veya rastgele titreşmesi bize bir iş yaptırmaz. Ancak sisteme bir pompa (jeneratör veya pil) bağlarsanız, bu pompa suyu yoktan var etmez; sadece suyun üzerinde bir basınç farkı (voltaj) yaratarak onu borunun içinde tek bir yöne doğru akmaya zorlar. İşte bu düzenli akışa elektrik akımı diyoruz. Elektrikli cihazlar da bu akımın önüne koyduğumuz, suyun akış gücüyle dönen çarklar gibidir.
Santrallerdeki devasa jeneratörlerin yaptığı iş, Faraday'ın elektromanyetik indüksiyon yasasını kullanarak teldeki elektronları itmektir. Bir manyetik alan içinde iletkeni (bobini) döndürdüğünüzde, manyetik alan çizgileri elektronları belirli bir yöne sürükler. Elektrik enerjisi, elektronların kendisi değil, onların bu düzenli hareketinin taşıdığı enerjidir. Tıpkı fiber optik haberleşme sistemlerinde iletken cam kabloyu üretmeyip sadece içindeki foton akışını yönlendirdiğimiz gibi, elektrik santralleri de elektron üretmez, sadece serbest elektronlara "hep beraber bu yöne gidiyoruz" komutunu veren bir itici güç sağlar.
Kaynaklar
- Raymond A. Serway, John W. Jewett. Physics For Scientists And Engineers. Alındığı Yer: | Arşiv Bağlantısı