Merhaba
Bence burada sağlıklı olanı belirleyen şey yuvanın sıfırdan kurulması veya önceden hazır olması değil, iki kişinin o yuvada kendisini ne kadar eşit ve ait hissettiğidir. Bir ev, araba veya maddi güvence partnerlerden biri tarafından daha önce edinilmiş olabilir. Bu durum tek başına ilişkiyi değersiz ya da dengesiz hale getirmez. Lakin sürekli “Bunların hepsi zaten benimdi” anlayışıyla hareket edilirse diğer kişi kendisini o hayatın ortağı değil, sonradan dahil olmuş bir misafir gibi hissedebilir. Bir şeyi birlikte kurmak elbette insanlarda ortak emek ve hatıra duygusu oluşturur. Zor zamanları birlikte aşmak, alınan kararlarda ikisinin de söz sahibi olması ilişkiye olan bağlılığı artırabilir. Fakat yalnızca maddi yatırım yaptığı için bir insanın ilişkiye daha sadık kalacağını söylemek de doğru olmaz. İnsan ilişkiye sadece parayla değil; zamanıyla, ilgisiyle, güveniyle ve aldığı sorumluluklarla da yatırım yapar. Hatta bazen hazır bir eve gelen kişi, o yuvanın duygusal yükünü ve düzenini kuran taraf olabilir. Kadınlarla erkekler arasında evrimsel veya psikolojik bazı genel eğilimlerden söz edilebilir. Örneğin güvence, statü veya kaynaklara verilen önem farklılaşabilir. Keza yetiştirilme biçimi ve toplumun kadınla erkeğe yüklediği roller de bunda etkilidir. Ancak buradan “Kadın hazır düzene gelir ve daha az bağlanır” ya da “Erkek her şeyi kurduğu için ilişkiyi daha çok sahiplenir” gibi kesin bir sonuç çıkarılamaz. Çünkü kişilik, geçmiş deneyimler ve ilişki içinde görülen değer, cinsiyetten çok daha belirleyici olabilir. Kısacası mesele yuvayı kimin önce kurduğu değil, o yuvanın ilişki başladıktan sonra gerçekten “bizim” olup olmadığıdır. Biri altyapıyı hazırlamış olsa bile diğeri kararların, sorumlulukların ve geleceğin eşit bir parçasıysa sağlıklı bir ilişki kurulabilir. Fakat bir taraf ev sahibi, diğer taraf da hayatına kabul edilmiş bir misafir gibi kalıyorsa, en sağlam maddi altyapı bile gerçek anlamda bir yuva oluşturmaya yetmez diye düşünüyorum. Saygılarımla.