Zayıf asit ve zayıf bazlardan gelen iyonların hidrolize uğramasının tek nedeni, suyun içinde asıllarına, yani koptukları o zayıf yapıya geri dönmek istemeleridir. Güçlü asit ve bazların iyonları suda tamamen dağılıp kendi hallerine bakarken, zayıf olanlar suda tam iyonlaşmadıkları için fırsatını buldukları an su moleküllerini parçalayıp eski hallerine dönerler.
Bunu bizim gece nöbetlerindeki inatçı hastalara benzetebilirsiniz. Hastaya ilacı nasıl kullanacağını yarım saat anlatırsınız, tamam der, ama eve gidince yine o bildiği yanlış yönteme geri döner. Kimyada da durum aynıdır. Kuvvetli bir asitten geriye kalan iyon, halinden memnundur ve suyla uğraşmaz. Ama zayıf bir asitten, mesela asetik asitten geriye kalan asetat iyonu çok güçlü bir baz gibi davranır. Suda öylece yüzmek yerine hemen su molekülüne saldırır. Oradan bir hidrojen koparır ve tekrar asetik asit formuna geçer. Suyu parçalayıp hidrojeni alınca, ortamda hidroksit iyonları başıboş kalır ve çözelti bazikleşir.
Zayıf bir bazdan gelen iyon da tam tersini yapar. Suyun hidroksitini çalarak etrafta hidrojen iyonları bırakır ve ortamı asidik yapar. Kısacası olay tamamen bir denge meselesidir. Zayıf asit veya bazlardan arta kalan iyonlar, koptukları ana moleküle dönme eğiliminde oldukları için suyun dengesini bozarlar. Rafımızda duran, tansiyonumuzu düzenleyen veya ağrımızı kesen ilaçların pek çoğu da tam olarak bu zayıf asit ve baz dengeleri sayesinde midede veya bağırsakta emilir. Vücudumuz koca bir sulu çözelti olduğuna göre, ilaçların etki edebilmesi için iyonların bu hidroliz oyunlarına muhtacız.
Kaynaklar
- Theodore L. Brown, H. Eugene LeMay, Bruce E. Bursten. Chemistry: The Central Science. Alındığı Yer: | Arşiv Bağlantısı