Bilinç ve entelektüel derinlik arttıkça insanların daha seçici olduğu ve yalnızlığa yönelebildiği doğru olsa da, bunun "doğru orantılı" mutlak bir kural olduğunu düşünmek yanıltıcı ve sağlıksız bir yaklaşımdır. Asosyallik ile yüksek bilinç arasında doğrudan, zorunlu bir bağ yoktur. Dünyayı değiştiren birçok dahi, bilim insanı ve filozof, fikirlerini toplumla paylaşarak, tartışarak ve güçlü sosyal bağlar kurarak insanlığa yön vermiştir. İçe dönüklük veya derin düşünme eğilimi bir tercih olabilir; ancak bunu "bilinçli olmanın kaçınılmaz bir faturası" gibi görüp aşırı bir izolasyonu romantize etmek, insanı zihinsel olarak besleyecek farklı bakış açılarından ve kolektif üretim gücünden mahrum bırakır.
İlk başlarda kendi isteğiyle olan bir yalnızlığın zamanla "zorunlu bir izolasyona" dönüşmesi, aslında bilincin artmasından değil, sosyal becerilerin körelmesinden kaynaklanan psikolojik bir kısır döngüdür. İnsan, ne kadar zeki veya bilgili olursa olsun, biyolojik ve evrimsel olarak sosyal bir canlıdır; tamamen yalnızlaşmak bir süre sonra empati yeteneğini zayıflatır ve kişiyi kendi zihninin içinde hapseder. Gerçek ve olgun bir bilinç seviyesi, sadece karmaşık teorileri anlamakla değil, aynı zamanda toplumla sağlıklı bir bağ kurabilme, farklı insan doğalarını tolore edebilme ve bilgiyi paylaşarak çoğaltma becerisiyle ölçülür. Kendinizi dünyadan tamamen soyutlamak bir üstünlük göstergesi değil, aşılması gereken bir iletişim bariyeridir.
Kaynaklar
- S. Kanazawa. (2016). Too Smart To Be Social? Why People With High Intelligence Are Less Satisfied With Life When They Socialize More Frequently". British Journal of Psychology. doi: 10.1111/bjop.12181. | Arşiv Bağlantısı