İnsan, evrimsel geçmişi boyunca hayatta kalmak için gruplar hâlinde yaşayan sosyal bir tür olarak şekillenmiştir. Bu nedenle beynimiz yalnızca fiziksel ihtiyaçlarımızı değil, sosyal ilişkilerimizi de önemli ve değerli olarak değerlendirecek şekilde evrilmiştir.
Yakınlık kurduğumuz insanlar zamanla zihnimizde yalnızca bireyler olmaktan çıkar; güven, destek, aidiyet ve duygusal düzenleme gibi birçok işlevle ilişkilendirilir. Psikolojide buna kısmen "bağlanma" (attachment) süreçleri denir. Güvendiğimiz kişilerle kurduğumuz ilişkiler, stresli veya mutlu anlarımızda başvurduğumuz birer referans noktası hâline gelir.
Bu nedenle hayatımızda önemli bir yer edinmiş biri uzaklaştığında veya hayatımızdan çıktığında, beynimiz onu hatırlamaya devam edebilir. Bunun nedeni yalnızca özlem duygusu değil, o kişinin günlük düşünce ve davranış örüntülerimizin bir parçası hâline gelmiş olmasıdır. Beyin, daha önce güvenlik, destek veya ödül duygusuyla ilişkilendirdiği sosyal bağları koruma eğilimindedir.
Kısacası, "kemik kadro" olarak tanımladığımız kişiler zihnimizde yalnızca birer insan değil; güvenlik, aidiyet ve sosyal destek hissiyle bağlantılı birer "güvenli liman" işlevi görebilirler. Bu yüzden onları sık sık hatırlamamız, insanın sosyal bir tür olmasının doğal sonuçlarından biri olarak değerlendirilebilir.[1][2][3]
Kaynaklar
- Baumeister,R.F., & Leary,M.R., et al. (1995). The Need To Belong: Desire For Interpersonal Attachments As A Fundamental Human Motivation..
- Bowlby, John. (1969). Attachment And Loss, Vol. 1: Attachment.
- R. I. M. Dunbar. (1998). The Social Brain Hypothesis. Evolutionary Anthropology: Issues, News, and Reviews. | Arşiv Bağlantısı