Açıkçası bu, beyninin sorgulama biçimidir ki bir insanın en doğal yaptığı şey de budur zaten. İçten içe inansan bile bir durum ya da bir konu anında o inancın sarsılmasına ya da 'ya yoksa' korkusu sarmasına neden olabilir. Bunun olması seni sevindirmeli; en azından bilişsel kapasiten bunu kaldırıyor ve tekdüze bir hayat ya da yol izlemek zorunda olmayacaksın. Ama bir şey var ki bunlar, yani sorgulamak gibi şeyler insanları korkutuyor. Tahminen İbrahimi bir tanrıya inanıp sorgularsan dinden çıkacağını düşünüp kendini korkutuyorsun. O derindeki sese kulak ver; düşün, araştır, öğren. 'Dininden çık' ya da 'inanma' demeye çalışmıyorum ama madem öyle bir inanç içinde dolaşıyorsun, bunu tek bir katmana indirgemelisin; iki katmanı bir arada tutmaya çalışmamalısın. Gidip araştır, öğren ve beynin, kalbin, inancın, düşüncelerin hangi duruma yerleşmek istiyorsa ona yerleş. Bu hem kendini bir konuda sıkıştırmanı hem korkunu hem de suçlu hissetmeni bir nebze değil, genel olarak azaltır.
Aynı zamanda bahsettiğin şey zaten bir şüphe; 'şüphe etmiyorum ama inanmakta zorlanıyorum' demek şüphedir. Kendini korkutup bir kılıfa sokmana gerek yok. İnançlar değişmeye mahkumdur zaten; çünkü beynin, senle paylaşmasa bile bir hatayı bulabiliyor. Bu da içindeki bir hazzı kapatıp kendini boşluğa düşürmene neden oluyor. Hayatını istediğin şekilde yaşa ve gerçekten inanmak için araştırıp öğren; çünkü kalbin demek ki bir şeye gerçekten yokluktan inanmak istemiyor. Bugün 100 tane insana sorsan 'Hiç bir şüphen var mı ya da böyle düşünceler yaşıyor musun?' diye, 80'i 'Hayır' der. Onlar gibi olmayıp gerçekten bir şüphe katmanın varsa kendini yormanın bir anlamı yok.[1]
Kaynaklar
-
Hasan Eren A.. (). Kendi Fikrim Ve Bilgi Birikimim.