Öncelikle 'radyasyon' kelimesinin yarattığı o Çernobil gibi hissettiren korkuyu bir kenara bırakıp Frekansa bakmamız lazım. Telefon, bilgisayar ve Wi-Fi gibi araçlar 'İyonlaştırıcı Olmayan Radyasyon' yayar. Yani yaydıkları fotonların enerjisi, senin hücrendeki DNA bağlarını koparabilecek seviyede değil. Senin o 'görünmez ışın' dediğin şey aslında radyo dalgaları ve mikro dalga frekanslarıdır. Bunların vücuduna yapabileceği tek etki termal yani dokuyu çok cüzi miktarda ısıtmak. Eğer telefonun yaydığı radyasyondan korkuyorsan, yaz günü güneş altında uzun vakitler durduğunda yediğin 'İyonlaştırıcı' radyasyonun hesabını hiç veremezsin bu arada güneş seni telefondan kat kat daha fazla radyasyona maruz bırakır.
Zararı var, ama düşünüldüğü gibi mutasyonla değil. Mavi ışık dediğimiz olay, uyku düzenini bozar, melatonin hormonunu baskılar ve beynine hala gündüz olduğunu düşündürür. Yani vücuduna asıl zararı ışınlar değil, o ışınların biyolojik saatini bozması ve yorgunluk verir. Kısacası belki telefon seni kanser yapmaz ama uykusuz, odaklanmada sıkıntı çekebilen ve radyasyon paranoyağı yapabilir. (her durumda daha az bakmak en sağlıklısı hiç bakmayıp bu çağda internetten yoksun kalmak değil ama gündelik hayatının tamamını telefona bağlamamak en azından)