Bu konu Osmanlı tarih yazımının en çok tekrar edilen fakat en az metodolojik titizlikle ele alınan meselelerinden biridir. Bu soruya kesin bir “evet” yahut “hayır” cevabı vermek, mevcut kaynakların mahiyeti ve güvenilirlik derecesi dikkate alındığında ilmî açıdan müphem kalmaktadır. Ancak mesele, rivayetler ile tarihsel olasılıkların ayrıştırılması suretiyle analitik biçimde ele alınabilir.
Fatih Sultan Mehmed’in 1481 yılı baharında, Gebze civarında vefat ettiği hususunda kaynaklar müttefiktir. İhtilaf, ölümün sebebi üzerinedir. Osmanlı kroniklerinin önemli bir kısmı, sultanın uzun süredir muzdarip olduğu nikris (gut) hastalığına işaret eder. Nitekim Tursun Bey ve Âşıkpaşazâde gibi çağdaş ya da yarı çağdaş kaynaklar, Fatih’in son yıllarında şiddetli ağrılar çektiğini, hareket kabiliyetinin kısıtlandığını ve hastalığının ilerlediğini kaydederler. Bu anlatılar, doğal ölüm tezinin temel dayanaklarından biridir (Âşıkpaşazâde; Tursun Bey).
Bununla birlikte, erken dönem Osmanlı kaynaklarının ölüm sebebi konusunda bilinçli bir ketumluk sergilediği de göz ardı edilmemelidir. Zira Osmanlı tarih yazımında hükümdarın zayıflığına yahut ani ve şüpheli ölümüne dair detaylar çoğu zaman örtük bırakılmıştır. Bu noktada, özellikle saray hekimi Yakup Paşa’nın verdiği ilaçlar ve son günlerde uygulanan tedavi yöntemleri, zehirlenme iddialarının merkezine yerleştirilmiştir. Bazı geç dönem Osmanlı müellifleri ve modern araştırmacılar, kullanılan ilaçların dozajı ve içeriği hakkında şüphe uyandıran unsurlara dikkat çekmişlerdir.
Zehirlenme iddiasını besleyen ikinci damar, siyasi bağlamdır. Fatih Sultan Mehmed’in ölümünün hemen öncesinde yeni bir sefer hazırlığında olduğu, hatta hedefin İtalya yahut Memlük toprakları olabileceğine dair kuvvetli emareler bulunduğu bilinmektedir. Bu durum, gerek Venedik gerek Papalık gerekse Memlük cephesinde Fatih’in ortadan kaldırılmasının stratejik bir rahatlama doğurduğu yönünde yorumlara yol açmıştır. Nitekim Batılı bazı çağdaş kaynaklarda, Fatih’in ölümü adeta bir “kurtuluş” olarak tasvir edilmiştir. Ancak bu metinlerin büyük bölümü siyasi propaganda niteliği taşır ve doğrudan delil teşkil etmekten uzaktır (Babinger).
Modern tarihçilikte konunun en çok atıf yapılan çalışması Franz Babinger’e aittir. Babinger, Fatih’in zehirlenmiş olabileceği ihtimalini açık biçimde dile getirmiş; özellikle saray içi entrikalar ve hekim faktörü üzerinde durmuştur. Ancak Babinger’in bu yaklaşımı, Halil İnalcık başta olmak üzere birçok Osmanlı tarihçisi tarafından ihtiyatla karşılanmış, somut kanıt eksikliği sebebiyle spekülatif bulunmuştur. İnalcık, mevcut verilerin doğal ölüm ihtimalini dışlamaya yetmediğini, zehirlenme tezinin ise rivayet düzeyini aşamadığını vurgular (İnalcık).
Şu husus özellikle belirtilmelidir: Bugüne kadar Fatih Sultan Mehmed’in naaşı üzerinde herhangi bir adli-tıbbî inceleme yapılmamıştır. Dolayısıyla modern anlamda toksikolojik bir kanıt mevcut değildir. Bu eksiklik, zehirlenme iddiasını ne doğrulamaya ne de kesin biçimde çürütmeye imkân tanır. Tarihçi, bu noktada kesin hüküm vermekten kaçınmak zorundadır.
Sonuç itibarıyla, Fatih Sultan Mehmed’in zehirlendiği iddiası tamamen temelsiz değildir, ancak kanıtlanmış bir tarihsel hakikat de değildir. Mevcut kaynaklar, doğal ölüm ile kasıtlı zehirlenme ihtimali arasında kesin bir tercih yapmaya elverişli değildir. Bu sebeple, meselenin bilimsel konumu “kesinlik” değil, ihtiyatlı şüphe düzeyindedir. Tarih metodolojisi açısından yapılması gereken, rivayeti olguya dönüştürmek değil; rivayetin sınırlarını açıkça göstermektir.
KAYNAKÇA
Âşıkpaşazâde, Tevârîh-i Âl-i Osman.[1]
Tursun Bey, Tarih-i Ebü’l-Feth.[2]
Franz Babinger, Mehmed the Conqueror and His Time.[3]
Halil İnalcık, Fatih Devri Üzerine Tetkikler ve Vesikalar.[4]
Halil İnalcık, Osmanlı İmparatorluğu: Klasik Çağ.[5]
Colin Imber, The Ottoman Empire, 1300–1650.[6]
Feridun Emecen, Fetih ve Kıyamet 1453.[7]
Merhabalar iyi formlar,
Fatih Sultan Mehmed'in zehirlendiğini ileri süren pek çok Osmanlı tarihçileri ile günümüz tarihçileri bulunmaktadır. Bulundukları iddianın kaynağını ise; ünlü Osmanlı tarihçisi olan Âşıkpaşazade kendi tarih kitabında yer verdiği ve kaleme aldığı Yahudi asıllı Yakub Paşa hakkında ki iddiasına dayanmaktadır. İddiaya göre: "Fatih'in ayağındaki ağrı sebebiyle, Yakub Paşa'nın Fatihe verdiği ilaç yüzünden zehirlenerek öldüğünü yazmıştır." Bu konuda tarihçilerin farklı düşüncelere sahip olduklarını da eklemek isterim.
Bu farklı düşüncelerden bir tanesi Fransız tarihçi ve araştırmacı olan Andre Clot'un Yakub Paşa'nın Fatih Sultan Mehmedi kasten zehirlediği iddiasını "Mehmed le Conquerant de Byzance" eserinde şu sözlerle kaleme almıştır. "... Yakın süre içinde ölmesi için zehre gerek kalmamıştı ki, hastasının durumunu çok iyi izlemiş olan Yakub Paşa, zamanın en iyi hekimlerinden olup bunu herkesten daha iyi biliyordu. Bu durumda Padişahı zehirlemekle kendi durumunu niye tehlike altına atsın ki? Kaldı ki, onun ölümü ile durumu daha iyi hale girmiş olmazdı ki; Fatih'in ona tanıdığı sınırsız imkanları, ayrıcalıkları da düşünmek gerekir. Yapacağı tek şey, işi doğal akışına bırakıp beklemekti... Fatih kendini aşırı besin ve içkiye vermişti. Ayrıca XV. yüzyılda henüz bilinmeyen bir hastalıktan da ölmüş olabilir."
Fatih'in zehirlendiği iddiaları da Osmanlı tarihini araştırmasıyla meşhur Alman tarihçi Franz Babinger'in iddiasıyla bu tezin ortaya atılmasına sebep olmuştur. Ve bu iddia hiç bir zaman ispatlanamamıştır.
Ancak günümüz çoğu tarihçiler tarafından Yakub Paşa'nın uzun yıllar Fatih'in Baş Hekimliğini yaparak en yakınında bulunduğunu ve önemli görevlere getirildiği göz önüne alındığında bu iddianın doğru olmayacağı savunulmaktadır.
Kaldı ki Aşıkpaşazade iddiasının devamında bu ihtimalinde olabileceğini vurgulayarak böyle bir tezde bulunmuştur. Yine kezâ aynı şekilde diğer ünlü Osmanlı Tarihçilerinin eserlerine bakıldığında (bkz. İbrahim Peçevi, Oruç Beg, Behişti Sinan Çelebi, Taşköprülüzade Ahmet, Ahmet Vefik Paşa gibi) böyle bir iddiada bulunmamışlar ve hiçbir eserde yer vermemişlerdir. Avrupa tarihçileri ise Fatih'in ölümünden yüzyıllar sonra Avrupa'ya eğitim için giden Jön Türkler adı ile anılan Osmanlı'nın "genç ve aydın" gençlerine Fatih'in Yahudi asıllı hekimi tarafından zehirlendiği bilgisini aşılayıp, Osmanlı'nın gençlerini Yahudi tebaasına karşı doldurup Avrupa milliyetçilik akımını Osmanlı topraklarında başlatmak amacıyla bu tarz iddiaları bir silah gibi kullanmışlardır. Bu ve buna benzer tezlerin argümanları çok azdır ve ispatlanması zordur. Zehirlenmediğine dair o güne ait ve sonralarına ait pek çok kaynak ve argümanlar bir hayli fazladır. Saygı ve sevgiyle beraber.