ÇOKLUĞUN (DİSİPLİN VEYA FARKLI ALANLAR OLARAK ) YARARLI OLDUĞU BELKİ DE TEK YER BİLİMİN RAHMİDİR VE İCRA EDİLİŞ AMACINA UYGUN MUAZZAM BİR ÜRETİME HER ZAMAN GEBEDİR.
Hem evet hem hayır!
Bilimden ne anladığımıza bağlı…
Bilimi sadece akademiye bağlayıp, laboratuvarda ve ya alanda gözleme ve deneye tabi dar bir alanla sınırlayıp diğer disiplinlerle (Tarih, coğrafya, felsefe, edebiyat, müzik, sinema, tiyatro, spor, eğlence, psikoloji, sosyoloji, antropoloji, ekonomi , politika vb.) bağ kurmaz isek mekanikleşiriz. Bir alanda mekanikleşmek ölümle eş değerdir.
Kastedilen “sadece” vurgusu bu minvalde ifade edilmiş ise, bilimi bırakın geliştirmeyi sekterleştirir ve körleştirir. Var oluş ve icra ediliş hedefi şaşar. Atomdan bomba yaptırıp Japon halkının( Nagazaki ve Hiroşimaya) tepesine attıran budur.
Ancak bilimi; anası ihtiyaç olan ve sorun çözmek için var olan, işe soru ile başlayan ve sorduğu sorulara bu hedef ile cevap arayan bir disiplinler toplamı ve etkileşimi olarak ele alırsak; bilimi salt akla dayalı, sorun çözen olarak var sayarsak , sorulara cevap arayan ancak laf olsun diye değil, birilerinin kasası dolacak diye milyonlarcası olmayıversin diye değil aksine ortada duran bir derde dermen olabilmek için var olan süreçler bütünü şeklinde değerlendirsek, zaten yaşama ve doğa ile insana , hatta evrene özgü hiçbir disipline ( alana) uzak durma lüksümüz olamaz.
Her disiplini akıl ve mantık ile, neden-sonuç ilişkisi çerçevesinde ve bilimin temel argümanlarıyla zaten birbiri ile olan bağlantısı üzerinden , ihtiyaç temelli icra ediyoruz demektir. Velev ki ağırlığı tercih ettiğimiz bir alana vermiş olsak da…
Bu açıdan ele aldığımızda ve şayet kasıt bu ise; zaten doğrusu da budur. Her olaya ve olguya bilimsel perspektif ile yaklaşmak… Böyle olduğunda okuduğumuz her bilimsel içerik hayata dairdir ve kollektif, toplumsal bir amaca hizmet etmeye yöneliktir.
Resim, müzik, tiyatro, heykel, şiir, edebiyat, sinema vb. bunun dışında değildir. Bilimin ilk çıkış noktası aklın egemenliğidir ve aklı egemen kılan her üretim bilimseldir.
Dolayısı ile bilimsel içerikten kasıt buysa, evet bilimi geliştirir. Neticede bilim zihinsel süreçlerle başlar ve zihinsel süreçleri etkileyen , varlığa ve evrene dair ne kadar çok farklı ama birbirini etkileyen ve birbirinden etkilenen disiplin olursa , o denli olay ve olgulara geniş bir çerçeveden bakma imkanımız olur. Geniş çerçeve ufuk açıcıdır ve bizi devinimin muazzam koridorlarında muazzam bir yolculuğa çıkarır. Bu mekanikliğin en güçlü panzehiridir , bize ve dolayısı ile bilime hayat veren…
Aksi durumda salt bir alan veya disiplin bizi kör bir kuyuya iter. Bilimin, hedeflediği , hedeflemesi gerektiği evrensel yarar ilkesi ve sorun çözme derdi ile , bilinmeyenin bilinir kılınması ilkesi dumura uğrar ve bunu icra eden bizleri , içine düştüğümüz kuyunun çapı kadar bir aydınlıkla sınırlar.
Çokluğun (disiplin-farklı yaşamsal alanlar olarak ) yararlı olduğu belki de tek yer bilimin rahmidir ve icra ediliş amacına uygun muazzam bir üretime her zaman gebedir. Sevgiyle…