Uyku Hakkındaki Altı Mit!

Yazdır Uyku Hakkındaki Altı Mit!

Erken kalkan, buyursun, çok yol alsın. İş yerleri, okullar ve üniversiteler daha sağlıklı ve bilgili olmamız için çalıştığımız saatleri değiştirmeli!

Özellikle 2015 yılında yayınlanan yeni raporlara göre; gecede sekiz saat uyumamız gerektiği bir mit. Çünkü Afrika ve Güney Amerika’daki avcı ve toplayıcı toplulukları içeren bir çalışma onların altı saat ile yetindiklerini gösterdi. Bu toplulukların alışkanlıklarının insanların eskiden nasıl yaşadığına ayna tutacağı düşünülmekte.

Aslında, haberin kaynağı olan UCLA ve diğer üniversitelerin araştırmasında böyle bir şey yoktu. Araştırma, çalışma sonuçları raporunda yansıtılmamış, oldukça teknik bir yaklaşım olan çok özel bir yöntemle uyku süresini ölçüyordu.

Fakat gerçekleri ortaya çıkaracak uyku mitleri arıyorsanız, 2015 yılında Oxford Nuffield Klinik Sinirbilim Bölümünde yaptığımız incelemeden çıkan altı tanesini burada bulabilirsiniz:

 

Mit 1: “Erken kalkan yol alır”

Güne başlama saati herkese göre değişir. Pek çok insan güne erken başlamanın iyi bir çalışan olmanın belirtisi olduğuna inanıyor: 5’te kalk, 5.30’da spor, 7’de işte ol.

Fakat bu erken kalkan “horozlar” az bulunurlar (ve kurula kurula yürürler). Eh, erken kalkanlar buyursun, çok yol alsınlar. Yüksek verimli, yaratıcı işçiler çok uyuyup işe geç gelirler. Güne erken başlayanlar uyanmak için kahveye, uyuyabilmek için alkole sarılırlar.

Aslına bakarsanız, erken kalkanların gün içerisinde daha fazla sorunu çözebildikleri iddiası bir mitten ibarettir. Bu uydurma bilgi, biyolog Christopher Randler'ın "erken kalkanların daha üretken olduğunu" iddia ettiği bir makale yayınlamasıyla başlamıştır. Sonrasında, Harvard Üniversitesi'nde verilen bir konuşmadan yola çıkarak iddiasının doğru olduğunu ispatlayabileceğini ileri sürdü. O gün bugündür bu konudaki argümanların ardı arkası kesilmiyor. Halbuki makalesindeki ana iddianın aksine, erken kalkanların daha "üretken" olmasının nedeni erken kalkmanın avantajlı olması değil, gün içerisinde çalışacak daha fazla zamana yer kalması olabilir. Bu durumda erken kalkmak, saat başına yapılan iş miktarını etkilemediği için erken kalkanların daha verimli olduğu iddia edilemez.

Gerçekten de, 2011 yılında Thinking and Reasoning dergisinde yayınlanan bir araştırma bu fikrin doğruluğunu bir başka açıdan gösterdi. Araştırmanın ortaya koyduğu üzere, yaratıcılığı ve verimliliği asıl etkileyen şey ne kadar erken kalktığınız değil, biyolojik olarak en verimli olduğunuz saatlerde uyanık olmanız. Yani eğer ki sizin bünye olarak en verimli çalışabildiğiniz saatler sabah 10-12 arasıysa; ancak bu saatlerde uyuyorsanız elbette verimlilik miktarınızı en üst seviyeye çıkarmanız beklenemez. Ancak aynı şey, akşam 6-9 arası verimli çalışabilenler için de geçerli! Yani uyanma miktarınızın doğrudan verimlilikle ilgisi olduğu iddia edilemez.

 

Mit 2: “Dört saatlik uyku bana yeter”

Siyasetçiler ve sanayinin liderleri sadece birkaç saat uykuya ihtiyaç duyduklarıyla övünmektedirler. Ama yetersiz uyku başarılı liderleri yıkabilir. Margaret Thatcher’da, muhtemelen makamdan ayrıldıktan sonra Alzheimer hastalığı gelişti. Birleşik Krallık’ın eski başbakanı Harold Wilson ve Birleşik Devletler’in eski başkanı Ronald Reagan’da da, muhtemelen görevlerindeyken bu durum vardı. Aralarındaki bağlantı neydi?

Doğal uykunun, uyanıkken biriken ve nöronlar için toksik olan atıkları arındırıp tamir eden işlevleri vardır. Uyku az olunca atıklar da birikir. Uykusuzluk, CEO’ların sıklıkla yaşadığı tükenmişlik sendromunun başlıca nedenlerindendir. “Jetlag”in yanlış kararlara yol açtığı bilinmekte, kalitesiz uyku da milyonlarca trafik kazasına neden olmaktadır.

 

Mit 3: “Gençler tembeldir”

Yaygın inanışa göre, gençler tembel olduklarından geç saatlere kadar oturmayı tercih edip sabah kalkamadıkları için yorgun, asabi olur, işbirliğine yanaşmazlar. Asıl problem ise onların yatma-kalkma zamanlarını beklenenden iki üç saat daha ileri bir saate kaydıran biyolojik zamanlama sistemleri, yani vücutlarının doğal mekanizmalarıdır. Gençler, okul ya da iş programlarının izin verdiğinden iki üç saat daha geç uyumalıdır. Bunun yerine düzenli olarak birkaç saat uyku kaybetmektedirler. Tüm akıl hastalıklarının %50’sinden çoğunun ergenlikte başladığını ve bu hastalıkların şizofreni, psikoz, yeme bozuklukları, panik atak, madde kötüye kullanımı ve bipolar bozukları gibi rahatsızlıkları içerdiğini de düşünürsek, bu düzenli uyku kaybı gereksiz yere risk almaktır. Okul başlama saati ileri alındığında, artan sadece performans değil, sağlık da olacaktır. 

 

Mit 4: “Vardiyalı iş hayatın gerçeğidir”

Uzun çalışmanın, yorucu vardiyaların performans üzerine etkileri olduğunu hepimiz biliyoruz. Düşünün: Saat sabah 10 ve eşiniz kalp krizi şüphesi ile acil olarak hastaneye kaldırıldı. Acilde iki doktor var, biri 24 saatlik vardiyasının sonunda diğeri daha yeni gelmiş. Hangisini seçerdiniz?

Harvard Tıp Okulu 24 saatlik vardiyalarda çalışan doktorlarının performanslarını inceledi. Sonuçlar şaşırtıcıydı. Vardiyalarının sonlarına doğru asistanlar %36 daha fazla ciddi hata yaptı. Düzenli olarak 24 saatlik vardiyalarda çalışan uzman doktorların %74’ü, tükenmişlik veya depresyon belirtileri gösterdi. Araştırma, kısa vardiyalar ve dinlenme günlerinin daha bilinçli planlanmasıyla çok daha iyi sonuçlar alındığını buldu.

 

Mit 5: “Erken yatıp erken kalkmak sizi daha sağlıklı, varlıklı ve akıllı yapar”

Keşke o kadar kolay olsaydı. İşe erken başlamaya devam ettiğimiz sürece çoğu insan da uykusundan olmaya devam edecek. Ama ödeyecek bir bedelleri var: artmış obezite riski, diyabet, kalp ve damar hastalıkları, yüksek tansiyon, daha fazla uyarıcı, yatıştırıcı ve alkol kullanımı, yorgunluk, sinirlilik, kaygı, depresif ruh hali, hayal kırıklığı ve öfke. Buna karşın, işe daha geç başlayanlar üretkenliklerini, iş verimlerini ve hayat kalitelerini iyileştiriyorlar.

 

Mit 6: “Yatak odam sığındığım yer”

Çoğumuz yatak odamızı 7/24 dünyamızdan ayrı bir sığınak olarak görürüz. Odamızı sıcak, ilham verici ve hoş bir hale getiririz.  Rahatlamak için izleyeceğimiz bir televizyon, Facebook vasıtasıyla arkadaşlarımızla iletişimde olmamız için bir iPad koyarız. Bu, iş yerinde yoğun bir günün ve evde yemek yapma ile temizlik zamanının ardından sizin ödülünüzdür. Uyumadan bir saat önce teknolojik cihazları kullanmayı bırakma tavsiyelerinin farkındayız, ama aynı zamanda biraz rahatlamayı da hak ediyoruz, televizyon ve internet de bunun bir parçası. Oda sıcaklığı düşükken, ekranlar kapalıyken ve ortam sessizken daha iyi uyunur. Keşke hepimizin daha fazla zamanı olsaydı.

Uyku önemlidir. Kurum ve şirket liderleri üretkenliği, ruh halini ve sağlığı insanların çalışma saatlerini değiştirerek artırabilirler. National Health Service (İngiltere’deki Ulusal Sağlık Hizmetleri kurumu) vardiya düzenini iyileştirerek hastalara verilen hizmeti iyileştirebilir. Okul ve üniversiteler sağlık ve öğrenmeyi iyileştirebilir. Artık uyku hakkında daha çok şey biliyoruz, bu bilgiyi herkesin yaşam kalitesini iyileştirmek için kullanabiliriz. Herkese tatlı rüyalar.

 

Çeviren: Burak Alparslan

Düzenleyen: Şule Ölez

Geliştiren: ÇMB

Kaynaklar ve İleri Okuma: 

  1. The Guardian
  2. Thinking & Reasoning
  3. LifeHacker
6 Yorum