Bilimin Alet Edildiği Zırvalar, Saçmalıklar, Kandırmacalar ve Yalanlar

Yazdır Bilimin Alet Edildiği Zırvalar, Saçmalıklar, Kandırmacalar ve Yalanlar

Sayfamıza aralıklarla ya okurlarımızın kafasını karıştıran fotoğraflar ve videolar ya da akılları sıra Evrim'i çürütebilecek insanların Evrim'e karşı sundukları argümanlar olarak paylaşılan veriler gelmekte. Bunların başlıcaları arasında da "Haydi bunu Evrim ile açıklayın!" şeklinde gelmekte olan garip görünüşlü, tam olarak ne olduğu bilinemeyen, büyük oranda düş aleminden fırlamış ya da mistik ögeler taşıyan yapılarda olan canlıların fotoğrafları gelmekte. Kimi zaman UFOları da bu kategoriye dahil edebilsek de, burada UFOlardan çok Dünya üzerinde polis, tekil şahıslar, gruplar ve diğer kurumlar tarafından tespit edilen bazı sahtekarlıkları aktaracağız. Yazımızı bu şekilde kaynaklar buldukça genişletecek, böylelikle bu hayalperest bireylerin ne tip dayanaksız ve sığ görüşlerin kölesi olduğunu hep birlikte göreceğiz. Bu yazımızın okurlarımız için kendi eğitim ve algı düzeylerinden gurur duymak için bir fırsat, bu tip yalanlara gözü kapalı inanan kişiler için bir utanç ve bilimin aydınlatıcı ışığına ulaşmak için bir yol olacağını umuyoruz. 

 

Öncelikle, örnekleri ele almaya başlamadan önce genel bir açıklama yapalım:

 

Bilindiği gibi insanlık, insansılardan itibaren 6 milyon yıllık, bildiğimiz anlamıyla modern insandan itibaren ise 200.000 yıllık bir geçmişse sahip bir hayvan türüdür. Bu geçmişi içerisinde insan türünün başına katrilyonlarca olay gelmiş, her bir olay farklı sonuçlara sebep olmuş ve bu sonuçlar da yeni olayların kaynağı olmuştur. Yani insanlık, kısır bir döngünün içerisinde yüzbinlerce yıldır gelişmekte, değişmektedir. 

 

Bu gelişimin merkezinde de genellikle mistik düşünceler yer alır. Çünkü insan beyni merak etmeye programlanmıştır. İlgili yazılarımızda değindiğimiz gibi, bu böyle olmak zorundadır, çünkü insan bu sayede beynini aktif olarak kullanabilir ve hayatta kalıp üremesini sürdürebilir. İnsanın merak edip araştırması, tıpkı bir aslanın av peşinde koşmasına benzer. İkisi de, tür bazında yapılmayacak olursa, çok kısa bir sürede türün devamlılığı tehlikeye girecektir.

 

İşte bu süreç içerisinde insan sadece doğanın gizemlerini merak edip çözmeye çalışmamış, ayrıca adeta bağımlılık haline gelen bu merak duygusu insana mistik ögeler yaratma ve var etme güdüsünü de katmıştır. Bu da son derece anlaşılır ve doğal olmasına karşın son derece zaaflar üzerine kurulu bir niteliğimizdir. Çünkü vahşi doğada evrimleşmiş beynimiz, her şeye karşı şüpheci olacak şekilde özelleşmiştir, zira gördüğümüz her şeye birden atlamamız, türümüz için ölümcül olurdu. Fakat doğanın içerisinden sıyrılıp, çok daha güvenli, çok daha önceden tahmin edilebilir, çok daha sakin şehirlerimize sığındıkça, beynimiz bu merak duygusuna aç kalmıştır ve mecburen bu duygu farklı yönlere yönelmiştir. Bunların başında da "var edilmiş mistisizm" olarak adlandırabileceğimiz unsurlar gelir.

 

Var Edilmiş Mistisizm, kendi tanımımızla, insan türünün beynini tetiklemek ve merak duygusunu uyandırmak amacıyla yarattığı, uydurduğu, geliştirdiği mistik ögelerin tamamına verilen isimdir. İnsanlık tarihinde sınırsız sayıda mistik ögeye rastlanabilir, öyle ki günümüzde bunların ispatlanması durumunda ödüller vaat eden bilim kuruluşları dahi var. Ancak şimdiye kadar, gerçekten bildiğimiz fiziğin, kimyanın, biyolojinin ötesine geçebilen ve insanların hayal ettikleri gibi işleyen mistik bir ögenin varlığına asla rastlanmadı. Bu, Evren'de mistik, gizemli yapıların ve olayların olmadığı anlamına gelmiyor. Bir yıldızın doğumu ve ölümü, karanlık maddenin madde üzerindeki etkisi, beynin çalışması, kuarkların kuantum mekaniği açısından özellikleri ve daha nice bilimsel olgu son derece gizemlidir. Ancak bunların bir üst mertebeye çıkartılarak insan tarafından abartılması, "var edilmiş mistisizm" dediğimiz olguyu doğurur.

 

İnsanlar, gerek sosyal yapıları içerisinde belli bir yer etmek için, gerekse de kendi meraklarını tetiklemek için bu mistik ögeleri var etmektedirler. Bunu memetik kuram dahilinde kolaylıkla açıklamak mümkündür: Düşünceler, fikirler ve iddialar (genel olarak "mem" deniyor bunlara), tıpkı canlılar gibi seçilim ve çeşitlilik mekanizmalarına tabidir. Bir mem, toplum içerisinde tutunabilme ve yayılabilme açısından ne kadar başarılı ise, o kadar seçilecek ve varlığını koruyacaktır. Diğer memler ise yok olacak ya da çok daha sınırlı miktarda rastlanacaktır. Dolayısıyla insanların meraklarını tetikleyen ve kolay cevap verilemeyen mistik ögeler, kolaylıkla toplum içerisinde yayılır. Öte yandan insanın anlaması açısından zor olan, belli bir deneyim ve bilgi gerektiren bilimsel verilerin çoğu göz ardı edilir ve topluma kolay kolay yayılmazlar. Bu durum cehaleti körüklerken, bu durumla mücadele de memler üzerindeki seçilim baskısını oluşturmaktadır. Sonuçta insan popülasyonları bu ikisi arasındaki dengeye bağlı olarak kültürel bir değişim yaşamaktadırlar.

 

İnsanlar bir yandan meraklarını körüklerken, beynin bir diğer bölgesi de bu merakı dizginlemek konusunda uzmanlaşmıştır. Çünkü merak, türümüzün hayatta kalması ve yeni keşifler yapması (bu keşifler illa uçağı, telefonu icat etmek demek değildir, vahşi doğada yeni bir besin kaynağı bulmak kadar tekdüze bir keşif de olabilir) açısından son derece faydalıyken, bu merakın dindirilememesi, evrimsel süreçte gelişen sinir sistemimiz üzerinde oldukça harap edici etkilere sahiptir. Çünkü merakın sürekliliği içerisinde sinir sistemi sürekli olarak çalışır, hele ki bu merak üzerine odaklanıldığında, sistemin çalışması çok daha hızlanır. Bu durum geçici olarak giderilip merak dizginlenmediği sürece beyin harap olacak ve yorulacaktır. Bu, uzun vadede hem bireyin, hem de türün geleceğini tehlikeye sokar.

 

İşte yine burada karşımızda bir diğer karşılıklı denge devreye girmektedir. Bir yandan beyin, türün devamlılığını sağlamak adına merakı körüklerken, bir yandan da belli bir eşik aşıldıktan sonra bu merakı dizginleyecek yollar arar. Bu dizginlenme, merakı giderici bir cevabın üretilmesi şeklinde gerçekleşebileceği gibi, herhangi bir dayanağı olmaksızın teselli yoluyla da gerçekleşebilir. Dolayısıyla, Evren'deki mistik ögelerin bilimsel olarak araştırılması ve karmakarışık, zorlu, kolay kolay aşılamayan yollarla incelenmesi merakı gerçek anlamda dizginlemek için bir uğraşı iken, Evrimsel Süreç'te psikolojimizi baskılamak için nesiller içerisinde geliştirdiğimiz din, sosyal teselliler, yalan, kandırmacalar, aldatmalar gibi yöntem ve olgular da bu merakı kısa yoldan bastırmak ya da bireyleri çeşitli doğrultularda yönlendirmek için araçlar olarak karşımıza çıkmaktadır. Kısaca insan, şimdilik bildiğimiz kadarıyla merakını iki yoldan giderebilir: Bilimsel olarak sorulara/gizemlere cevap arayarak veya cevaplara kolay yoldan ulaşmak amacıyla din gibi teselli araçlarına başvurarak.

 

Öte yandan dediğimiz gibi merak da türümüzün otomatik olarak tetiklediği bir olgudur. Bu tetikleme de birkaç yoldan yapılabilir; ancak bunlar üç ana kategoride toplanabilir: Gizemli olguların fiziksel olarak deneyimlenmesi ve bunun üzerine merakın tetiklenmesi bunlardan ilkidir. İkincisi, felsefe ya da kurgulama gibi daha soyut yöntemlere başvurarak, herhangi bir soruyu ya da sorunu doğrudan deneyimlemeden, bu soru ya da sorunla karşılaşmış gibi merak duyma ve incelemedir. Son yöntem ise yukarıda dediğimiz gibi gerek sosyal yapı içerisinde kendini üstün gösterme ve ilgi çekme, gerekse de gerçekten bilgisizlik ya da inanma/kabullenme/merak duyma arzusu içerisinde kanılan sahte, uydurma, yapmacık olguların gündeme getirilmesi ve yaratılması şeklinde karşımıza çıkar.

 

İşte bu yazımızda, genel olarak insanların cevaplarına zor ulaştığı, halbuki son derece sıradan cevaplara ve açıklamalara sahip olan son kategoriyi inceleyeceğiz. Yani insanların kendilerini ya da birbirlerini meraka düşürmek için uydurdukları yalanları, sahtekarlıkları, hileleri ve nicesini. Dediğimiz gibi bu yazı zaman içerisinde güncellenerek gelişecek ve örneklerle bollaşacaktır.

 

Daha fazla lafı uzatmadan, örneklere geçelim:

 

 

1) Ölü Peri Uydurmacası (Kelebek Adam Uydurmacası)

 

Aşağıdaki fotoğrafları dikkatlice inceleyiniz:

 

 

 

 

 

Yukarıda gördüğünüz bu fotoğraflar, bazı kaynaklarca "perilerin gerçekliğine yönelik kanıt" olarak sunulmaktadır. Kimi kaynaksa bunu bir "kelebek adam"a ait olarak göstermektedir. Bu isimlerin farklılığının sebeplerinin ülkelere göre değiştiğini görmekteyiz. Yurtdışındaki Hıristiyan kaynaklar bunu "periler" olarak nitelendirirken, İslami kaynaklarda "kelebek adam" olarak geçmektedir.

 

Bu olayın ilk patladığı zaman, 1 Nisan 2007'den birkaç gün öncesidir. Bu fotoğraflar bir internet sitesinde 8 inç (yaklaşık 20 santimetre) uzunluğundaki bir perinin cesedi olarak yayınlandığında tüm Dünya'dan ciddi bir tepki almış ve heyecan uyandırmıştır. İnternet sitesinde İngiltere'nin Derbyshire şehrinin Firestone Tepesi civarında köpek gezdiren bir adamın bu cesedi bulduğuna yönelik yazılan bilgiler, tüm Dünya'da hızla yayılmış ve kısa sürede "kesinlikle gerçek bir peri" olarak görülmeye başlanmış, hatta perilerin varlığı ile ilgili programlara konu olmuştur.

 

Ceset tam olarak bulunmuştur, yani kulakları, kuyruğu, saçları, derisi, dişleri ve tüm uzuvları tespit edilmiştir. İnternet sitesi ayrıca elindeki bu cesedin gerçekliğini ispatlamak adına cesedi antropologlara ve adli bilim uzmanlarına incelettiğini iddia etmiş, bu incelemeler sonucunda keşfedilen cesedin tamamen orjinal olduğunun ispatlandığını ileri sürmüştür. Hatta internet sitesine göre çekilen X-Ray taramaları sonucunda iskelet yapısının aynı bir insan yavrusuna (çocuğa) benzediği, kemik anatomisinin ise bir kuş gibi içi boş olduğunun tespit edildiği iddia edilmiştir. Tüm bu "bilimsel veriler" dahilinde bulunan cesedin uçan bir periye ait olduğunun kesinleştiği söylenmiştir.

 

İnternet sitesi tek bir gün içerisinde 20.000'den fazla tıklama almış, konu haber bültenlerine taşınmış ve birçok ülkeden birçok çevreden insan konu üzerinde detaylı tartışmalara girmiştir. Gerçek, 2007 yılının 1 Nisan gününde ortaya çıkmıştır:

 

Cesedin ve fotoğrafları yayınlayan internet sitesinin sahibi olan Dan Baines, Londra'da sihirbazlar için tasarımlar yapan 31 yaşında bir illüzyon uzmanıdır. Cesedin kendisinin yapımı olduğunu şu sözlerle, kendi sitesinden Dünya'ya duyurmuştur:

 

"İnternet siteme ve bu konuya gösterdiğiniz ilgi için çok teşekkür ederim. Her ne kadar perilere inanıyor olsanız da, ki ben de inanıyorum, bu konunun sahte olabileceğine dair her zaman içinizde bir şüphe olduğunu biliyorum. Ne yazık ki bu gördüğünüz ceset benim tarafımdan imal edilmiştir ve tamamen sahtedir. Ancak yine de, bir peri tarafından yapılacak bir büyünün gerçek olabileceğini düşünmeniz ve tarafımdan hazırlanmış bu 1 Nisan şakasına inanmış olmanız, sizin hayatınız boyunca hatırlayacağınız bir anı olacaktır."

 

Baines sadece bunu açıklamakla kalmamış, kendisine gönderilen yüzlerce elektronik postayı da ortaya dökmüştür. Bu postaların bir çoğunda, fotoğraflardaki canlının aynısını gördüğünü iddia eden, hatta yemin eden, onlarca insan bulunmaktadır. Öyle ki, Baines yaptığı şakayı itiraf ettikten sonra bile halen Baines'in yalancı olduğunu, aslında o cesedin gerçek olduğunu iddia eden birçok posta almıştır. Baines, bu "yalancılıkla itham edildiği" elektronik postalara her gün 4'er saat cevap yazdığını ve tek tek üretim aşamalarını izah ettiğini söylemiştir. 

 

Baines'in benzer şekilde ürettiği diğer sözde "periler" eBay üzerinden satışa çıkarılmış ve 280 sterlin gibi fiyatlara satılmıştır.

 

Görüldüğü üzere insan, bir şeyi sorgusuz kabul etmeye programlandığında, gerçeklerin gösterilmesi bile onu yolundan çevirmeyecek ve inandığı şeyin doğru olduğunda ölümüne ısrarcılığını koruyacaktır. Baines'in başından geçen ve tüm Dünya'nın kısa bir sürede aldandığı bu olay, insanlık tarihinde var edilen mistik milyonlarca ögenin nasıl var olduğunu, toplum içerisinde nasıl yayıldığını ve gerçeklerin gösterilmesini ne kadar zor olduğunu gösteren harika bir örnek olarak karşımıza çıkmaktadır.

 

Bu konuyla ilgili bazı diğer kaynaklar:

 

Fairy fool sparks huge response (BBC News)

April fool fairy sold on internet (BBC News)

 

 

 

 

2) Dev İnsanlar Aldatmacası

 

Ne çok seviyoruz Haraikalar Diyarı'nda olmayı, çılgınca arzuluyoruz, değil mi? İşte insan zekasının alçalabileceği konumu gösteren bir diğer çaba:

 

 

 

 

 

"Arabistan'ın güney doğu bölgesinde yapılan yeni petrol aramaları sırasında aşırı boyutlarda insanların kemiklerine rastlandı! "Boş Çeyrek" olarak anılan Arabistan'ın bu kesimi, Arapçada "Rab-Ul-Khaale" olarak geçiyor. Keşif, Aramco Araştırma Ekibi tarafından yapıldı. Keşif, Allah'ın Kuran'da söylediği ve daha önce hiç yaratmadığı boyutlarda insanlar yarattığı bilgisini de ispatlar nitelikte. Bunlar, Hud Peygamber'in gönderildiği Aad halkının kalıntıları. Onlar çok uzunlardı, çok güçlülerdi, öyle ki bir ağacı kavrayıp onu kökünden sökebilirlerdi. Daha sonra Allah tarafından onlara bu güç bahşedilmesine rağmen Allah'a sırt çevirdiler ve hem Allah'ın, hem de Peygamber'in sözlerine karşı geldiler. Allah'ın koyduğu tüm sınırları aştılar. Bu sebeple de yok edildiler.

 

İşte Suudi Arabistan'da bulunan din adamları bu kalıntıların o insanlara ait olduğunu düşünüyorlar. Suudi Arabistan askerleri alanı koruma altına aldılar ve ARAMCO personeli hariç kimse giremiyor. Bu bir sır olarak saklanacaktı; ancak bir helikopter gökten fotoğraf lar çekti ve bunlardan birkaçı internete sızdı. Buyrun, işte o resimler!"

 

 

Ne kadar göz doldurucu değil mi? Yapmak istenen ne kadar aşikar. Buram buram "sömürü" kokmuyor mu size de? Buram buram "sahtekarlık"? Cümlelerin dizimi, hikayenin anlatış biçimi... Her neyse, insanların zeka sınırlarını sorgulamak şimdilik bize düşmez. Biz gerçeklerin peşindeyiz.

 

Neye ait bu fotoğraflar? Ya da nasıl yapıldılar?

 

Yukarıdaki fotoğraflar Ekim 2002 ayı içerisinde Worth1000.com sitesinin düzenlediği Photoshop yarışmasına IronKite isimli katılımcının hazırlayıp gönderdiği bir dizi fotoğraf! İlk fotoğrafın açıklamasında, fotoğrafın Cornell Üniversitesi'nin bir Mastodon kalıntısını araştırırken çektikleri bir fotoğrafın üzerinde yapılan oynamalarla yaratıldığı yazıyor. Amacı ise gerçekten de insanların Devler Ülkesi'nde gibi hissetmelerini sağlamakmış, öyle yazıyor. Diğer fotoğraflar da aynı kullanıcı tarafından farklı yarışmalar için üretilmiş fotoğraflar. Bazıları üzerinde başka kullanıcılar da hak iddia etmişler zamanında. Ancak ne olursa olsun, bunların tümü çeşitli yarışmalara; ancak özellikle de Worth1000.com sitesinin yarışmasına katılabilmek için yaratılan fotoğraflar. Yani bir yaratma eylemi var, o kesin. Ancak ne yazık ki insanların hayal edip, istedikleri şekilde değil.

 

Şimdi yukarıdaki ilk fotoğrafa tekrar bakın. Orjinalini görmek ister misiniz? Buyrun:

 

 

Hatta isterseniz, yarışmanın arşiv sayfasına da buradan ulaşabilirsiniz:

 

Worth1000.com Photoshop Yarışması (2002)

 

Tabii heyecanlı insanımız açıklamaları okumaya pek vaktini harcamıyor. Ah, bir okusak...

 

Yani gene bir sahtekarlıkla karşı karşıyayız. Aslında gayet masumane bir şekilde, bir para ödülü peşinde koşan, yüzbinlerce katılımcıdan sadece birisinin çabasının çalınıp, kötü emellere alet edilmesinden başka bir şey değil.

 

Günümüzde bu fotoğraflarla az mı Evrim'i çürüttüler, bilimi yalancılıkla suçladılar! 

 

Aah, ah, ne diyebiliriz ki!

 

Düşünmeyi size bırakıyoruz.

 

Bu aldatmacayla ilgili bazı diğer kaynaklar:

 

Hoax Slayer


Snopes


National Geographic

 

 

 

 

3) Uzaylı Kafatasları

 

Madem kemiklere girdik, buradan devam edelim ve şu sevimli kafataslarıyla tanışalım:

 

 

 

 

Tamam, tamam. O kadar da sevimli değiller aslında. Ancak yine de, insanda merak uyandırdıkları kesin, değil mi?

 

Bu kafatasları ile ilgili binlerce hikaye okuyabilirsiniz internette. Bunlar o kadar farklıdırlar ki, "Tek bir fotoğrafın bu kadar farklı hikayeleri olması nasıl mümkün?" diye düşünürsünüz. Ki böyle düşünüyorsanız, doğru yoldasınız. Zira bu hikayeler domuzlara tapan adamların çarpılmasından başlayıp, Dünya'ya gelen uzaylı bir ırkın, Dünyalılara aşık olup seks yapmaları sonucu doğan çocukların iskeletlerine kadar giden devasa bir yelpazede saçmalıklardır.

 

Ne yazık ki yine bilimi bilmemek, bu şekilde insanın zavallı konuma düşmesine sebep olabiliyor. 

 

Şimdi gelelim kafataslarına... Bu kafataslarının böyle "uzatılmış" olmasının sebebi, gerçekten de "uzatılmış" olmalarında gizlidir. İnternette görebileceğiniz bazı fotoğraflar, bilgisayar programlarınca uzatılmışlardır; ancak bizim bahsettiğimiz yapay uzatma değil. Gerçek bir "uzatma".

 

Eskiden yaşamış -ve hatta hala bazı bölgelerde yaşayan- kabilelerde, insanların daha "güzel" gözükmesinin yolunun, onda küçük yaştan itibaren meydana getirilecek deformasyonlar olduğuna inanılmıştır. Bu inanç, doğum öncesi ve sırasındaki kanlı görüntüden ötürü "güzelliğimizi" kaybettiğimiz ancak çeşitli yöntemlerle bunu geri kazanabileceğimiz kabulü üzerine kuruludur. 

 

Kabileler bu güzelliği sağlamak için modern dünyaya "anormal" gelen davranışlar sergileyebilirler. Bu kabilelerden (hatta uygarlıklardan) biri Mayalılardır. Şu bizim "belalı" Mayalılar.

 

Yukarıdaki gördüğünüz garip kafatasları ve internette görebileceğiniz benzerlerinin %95'inden fazlası Maya uygarlığına aittir. Bu kafataslarının bu anormal yapılarının %90'ı ise, Mayalıların yukarıda açıkladığımız inanışından kaynaklanır. Archaeology dergisinin ele aldığı bu konu, detaylıca işlenmiş ve Mayalılar hakkında derin bilgiler verilmiştir. Dergide, Mayalı annelerin çeşitli kasnaklar, sıkaçlar, kalaslar ve benzeri yapılar kullanarak çocuklarının kafataslarını nasıl değiştirdiği anlatılmaktadır. Bu şekilde çocuklarının "daha güzel" olacağı düşünülmüştür. Bu şekilde anneler, çocuklarını hetz mek adı verilen "sosyeteye kabul edilme" dönemine hazırlarlar. Kafatası deforme olmayan bireylerin bu törene kabul edilmeyeceği düşünülmektedir.

 

Bu kafataslarından etkilenen insanlar, kendileri de internet ortamında bu fotoğrafları iyice abartarak piyasaya sürmektelerdir ve insanların inançlarıyla adeta bir top gibi oynamaktalardır.

 

Bu zavallı çabaya artık kanmayacağınızı umuyoruz.

 

Örneğin yukarıdaki ilk iki görsel Mayalılara ait kalıntılardır. Üçüncüsü ise günümüze yakın zamanda yaşamış Suebilerden kalmadır.

 

Bir diğer örneğe bakacak olursak:

 

 

Bu garip kafatası da ne yazık ki insanların internet ortamında garip bir hasretle umduğu şeytan-insan çiftleşmesinden doğmamıştır ne yazık ki. Musa döneminden kaldığı düşünülen (ve pek güvenilir olmayan bir kaynak tarafından, Surnateum isimli Fransız Müzesi tarafından da onaylanan) bu kafatası dökme değildir ve orjinaldir. Uzmanlar, kafatasının ait olduğu dönemde tanrıların genellikle boynuzlu hayal edildiği, çünkü boynuzun güç simgesi olduğunu açıklamışlardır. Kafatasının küçüklükten beri bu tanrılara yaranmak amacıyla ebeveynler tarafından kontrollü deformasyonu, bu tip acayip sonuçlar doğurabilmektedir.

 

İskeletimizin hassas olduğu çocukluk yaşlarımızda, doğru (!) yönlendirmeler sayesinde iskeletimizin her kısmına, herhangi bir şekil kazandırmak mümkündür. Bu, günümüzde de uygulanan bir durumdur. Aşağıda, kafatasına yönelik değil de, ayaklara yönelik çok bilinen bir uygulama görüyorsunuz:

 

 

Günümüzde, Malaya Takımadaları ve Afrika'nın iç bölgelerinde bu geleneği kafatasları üzerinde sürdüren onlarca kabile vardır. Bu yapay deformasyonu birçok inanç sebebiyle, çocukluktan beri yapıyor olsalar da, en temel sebebi "daha güzel" görünmektir. Eh, herkesin güzellik anlayışı farklı tabii ki. Bizi ilgilendiren bunun nasıl sahte-bilime ve inanç tüccarlığına alet edildiği.

 

Peki nasıl yapıyorlar? Hemen onunla ilgili de birkaç görsel verelim. İlk olarak, bahsettiğimiz gibi bazı basit aletler kullanılıyor:

 

 

 

Bu basit yöntemler, henüz kafatası kemikleşmemiş yaşlardan itibaren çocuklara uygulanmaktadır. Böylece baskı altında kafatasının şekli günden güne değişmektedir. Uygulamasını da görelim:

 

 

 

 

 

Görüldüğü gibi çok küçük yaşlardan itibaren uygulanıyor. Daha sonra da, ergenlik ve yetişkinlik süresince de farklı şekillerde bu gelenek sürdürülüyor, zaten o zamana kadar kafatası çoktan şekil değiştirmiş oluyor:

 

 

 

 

Tabii ki bu uygulamalar herkeste aynı sonuçları vermiyor ve ortaya birçok değişik kafatası yapısı çıkabiliyor. Bunlar öldükten sonra da geride garip kafatasları bırakıyorlar. Görelim:

 

 

 

 

Bu masumane (ancak beyin gelişimi açısından sıkıntı yaratma potansiyeli olan) gelenekler, kimi için yaşamın kaynağı iken, bazıları içinse diğerlerinin yine masum olduğunu umduğumuz inançları üzerinden tüccarlık, sahtekarlık, dolandırıcılık yapma imkanı sunuyor. Bize de düşen, bu sahtekarların yalanlarını ortaya çıkarmak oluyor.

 

Üstelik sadece yapay deformasyon değil! Kimi durumda gerçekten, çeşitli doğum hastalıklarına ya da sorunlara sahip olan insanların kafataslarında deformasyon görebiliyoruz. Bu deformasyonlar çeşitli boynuz yapılarının oluşmasından tutun da, kafatasının uzaması, daralması, yamulması gibi birçok raddeye kadar ulaşabiliyor. 

 

Aşağıdaki fotoğraflarda ise beyin omurilik sıvısının fazla üretilmesinden kaynaklanan hidrosefali dediğimiz bir durumun sonucunda kafatası şekli değişmiş insanları görüyoruz:

 

 

 

 

Dolayısıyla arkanıza yaslanın ve derin bir nefes alın.

 

Hala uzaylılar gelmedi. Hala bizlerle çiftleşmediler. Hala insanlar, gerçekleri araştırmaktan acizler. Ha bir de, hala Evrim'i "çürütebilen" biri olmadı.

 

 

 

 

Unutmayın ki doğada ve Evren'de istisnasız her şeyin bilimsel bir açıklaması vardır. Zira doğada bir şey gerçekten oluyorsa, o şey bir "gerçek"tir ve gerçekler, bilimin alanındadır.

 

Yazımız gelecek günlerde daha fazla örnek ile geliştirilecektir. 

 

Umarız faydalı olmuştur.

 

Sevgilerimizle.


ÇMB (Evrim Ağacı)


6 Yorum