Görelilik, Derya-Kova Meselesi ve Bilgenin Tebessümü!
Fakat buna zeka değil de bilgi desek daha yerinde olur diye düşünüyorum. Zira bilgimiz arttıkça hep daha geniş ve bilinmez salonlara açılır evrenimiz. Daha, daha ve daha.
Tıpkı kıyıda ve elinde küçücük bir kova ile deryadan (denizden) su (bilgi devşirmeye) almaya çalışan çocuk misali. Her seferinde deryaya daldırdığı kovası büyür ve fakat deryanın derinliklerine cesurca ilerleyişi de, bilgeliği de…
Her birkaç mil’de kafasını kaldırıp ufka yönelişi de… Ve ufuk söz konusu evren olduğunda sadece genişleyen bir olgudur. Bilinmezlik de…
Öyle bir an gelir ki bilgenin kovası kıyıdaki o ilk çocuk halinin elindeki kovanın misli misli olur. Bilgi deryasına daldırıp içine aldığı ilim de misli misli ve fakat kıyıda, kıyıya vuran dalgaya yönelen çocuk bakışları ile aşama aşama kafayı kaldırıp ufka yönelen bakışlarının genişleme alanı da, boşluk ve belirsizlik de misli misli olur…
İşte mutsuzluk tam da bu ayrımın kavranıp kavranmamasında başlar, azalır yahut artar… Deliye her gün bayram oluşunun nedeni budur. Bilgisi arttıkça bunu dingin bir bilgeliğe eviremeyene kafayı yedirten de budur.
Sihir tevazudadır…”Bildiğim tek şey hiçbir şey bilmediğimdir” diyen bir bilgenin dinginliğindedir.
Ve kibir… Bilgiyi bilgeliğe eviremeyen herkese “Ben yüce bir dağım ve fakat bir tepecik kadar hükmüm yok (mutlu değilim) . Ağırlığım bana öyle fazla geliyor ki altında eziliyorum. Tıpkı kütlesine yenik düşüp içe çöken yıldız misali. Olmaz olsun…” dedirtir.
Bir de “O kadar önemli ve değerliyim ki, bir parmak şıklatmamla tüm evrene yön verebiliyorum ve bunu bir solucanın da yapabildiğini görmüş ve biliyor olmaktan son derece bahtiyarım” diyen gerçek bilgelerin tebessümü var örnek alacağımız…
Özetle cidden zeki olan mutsuz olamaz, mutsuz olan da zeki olamaz...Sevgiyle…