İnsanoğlunun nispeten geceleri daha korkak olmasının sebebi aslında evrimsel süreç ile alakalı. Geceleri görme duyularımız zayıflar buda bizi yırtıcılara karşı savunmasız yapar. Üstelik doğadaki yırtıcıların bir çoğu “tapetum lucidum” adındaki bir doku tabakası sayesinde geceleri iyi bir görüş elde eder. Başta primat olmak üzere genelde avcı olmayan hayvanlarda bu doku daha az görünür.
Hal böyle olunca gözlerimiz işlevsiz kalmaya başladığında beyin her türlü uyarana aşırı tepki vermeye başlar, çünkü karanlıkta gelen çıtırdı bir kuşada ait olabilir bir yırtıcıyada gözlerimiz ile bunu teyit edemediğimizden beyin hemen alarma geçer. Bir anda kalbimizin adeta tüm bedenimizde çarptığını hissederiz, ellerimiz ve ayaklarımız üşümeye başlar çünkü korkuyla yükselen başta adrenalin olmak üzere bazı hormonlar sayesinde kan uzuvlardan, hayati organlara çekilir. Yani başlıca karanlıktan korkma sebebimiz duyu organlarımızın ona pekte hakim olmayışı.
Soğukluk ile alakalı fikrim ise soğuk havada hayatta kalmak için daha fazla kalori harcarız yine evrimsel süreçte fazla kalori harcamak uzun süren açlıkta ciddi sorunlara neden olacağı için, insanın vücudu sıcak ortamlarda kendisini soğuk ortamlara göre daha güvende hisseder. Üstelik soğukta yaşanan tek şey daha fazla enerji harcaması değil aynı zamanda uzuvların soğuktan etkilenmesi, his, hassasiyet ve hareket kaybı yaşanmasıdır ki sizlerde tahmin edersiniz ki vahşi doğada donuk ellerle kalmak istemezsiniz. İşte karanlık ve soğuğun insanın evrimsel süreçte işleyişinin kabaca bir anlatısı.