Kanın oksijen düzeyi, demir miktarı, yani dolayısıyla hemoglobin miktarı etkili tabii ki kırmızı rengin oluşmasında ya da renk tonunun değişmesinde.
Sorunuzun asıl cevabı ise açık ve kapalı kan dolaşımına sahip olan canlılar üzerinden biraz daha anlaşılır hâle geliyor. İnsanlar kapalı kan dolaşımına sahip yani kanımız damarların içinde dolaşıyor ve vücut sıvımız olan lenf, kandan ayrı bir sistem içerisinde taşınıyor. Ilkel canlılarda ise açık dolaşım görülüyor. Kan ve vücut sıvıları birbiriyle karışık oluyor. Açık dolaşımda kan ile doku sıvısı birbirinden kesin olarak ayrılmış değildir. Bu dolaşım sıvısına genel olarak hemolenf (hemolymph) denir.
Ama bütün canlılarda oksijeni taşıyan molekül hemoglobin değil. Örneğin bazı yumuşakçalarda ve eklembacaklılarda oksijen taşıyan molekül hemosiyanin ve bunun yapısında demir yerine bakır bulunuyor. Oksijenle birleştiğinde mavi bir renk oluşturduğu için bu canlıların kanı mavi görünebiliyor.
Bazı canlılarda ise oksijen taşıyan pigmentlerin yapısı farklı olduğu için kan sarı, yeşilimsi ya da mor tonlarda görünebiliyor. Hatta bazı hayvanların dolaşım sıvısı dışarıdan bakıldığında neredeyse renksiz bile olabiliyor.
Kanın rengi, oksijeni taşımaktan sorumlu molekülün kimyasal yapısı ve bu molekülün oksijenle etkileşimi tarafından belirleniyor.