Sorunuza çok farklı şekillerde cevap verilebilir ve çok farklı önerilerde bulunulabilir.
En basit yaklaşımla evet, dünya değişir, insan değişir, her şeye o günkü doğrularla ve gerçeklerle bakmak gerekir. Ama bu, sizin fikrinizin her gün değişeceği anlamına gelmez. "Her şeye, o günkü doğrularla bakmak gerekir" söylemindeki gün, mecazi bir gün. Dünya ile, yaşam ile, insan ile ilgili fikirler 24 saatte değişmez. Oradaki gün, bir dönemi, bir çağı, belirli birikimler neticesinde ortaya çıkan bir düşünce biçiminin temsil ettiği dönemi işaret eder. "Günümüz dünyası"ndaki gün, son 24 saat demek değil neticede.
Tarihte, tüm dünyayı etkileyen de değiştiren büyük buluşlar, felsefi görüşler, fikirler var. 10 bin yıl ya da bin yıl önce yaşıyor olsaydık dünyaya bugün baktığımız gibi bakmayacaktık. Peki bugünkü bakışımızı ortaya çıkaran, son büyük buluş, fikir ve düşünce biçimi nedir? Bu sorunun cevabı, kişiden kişiye değişebilir ama bugünü biçimlendiren en büyük disiplin nedir diye soruyu genişletecek olursak hiç şüphesiz bilimdir. Bilim tarihte hiç, bugün olduğu kadar güçlü olmamıştı. Peki bugünün güçlü biliminin en temel özelliği nedir? Yanlışlanabilirlik, gerçekçilik, bilimsel yöntem dediğimiz gerçeği arama yöntemi, dünyaya ve insana gerçekçi ve dosdoğru bakma yaklaşımı. Fantezi yok, inanç (değişmez olduğu iddia edilen öğretiye bağlılık anlamında) yok, hurafe yok, gerçekler var. Ne kadar inanılmaz, garip, acı ya da rahatsız edici olursa olsun, gerçekler var. Gerçekleri olduğu gibi kabul eden ve savunan, bilimsel bakışı içerip destekleyen toplumlar en ileri toplumlar. Bu nedenle hayata bilimsel bir pencereden bakmalıyız.
Bilim değişkendir, bu doğru. Ama sizin söylediğiniz gibi öyle 2 günde değişen bir şey değildir. Bilimsel bir buluşa imza atılır ama bu buluşun felsefi, toplumsal, politik, ekonomik etkileri uzun zaman dilimlerinde dünyayı etkisi altına alır. Bugün hâlen Darwin'e, Einstein'a direnenler var. Ama ne kadar direnirsek o kadar kaybediyoruz. Çünkü gerçekler her zaman kazanır. Bu nedenle de gerçeği en yalın biçimde önümüze getiren bakış biçimine sahip olmalıyız.
Bu bakış sanıldığı ya da iddia edildiği gibi duygusal insani değerleri aşındırmaz. Sadece bu değerlerin bireysel olduğunu kabul eder ve bu konuda serbestlik sağlar. Tüm manevi değerlerin de, asla değişmez olduğu iddia edilen öğretilerin de bilimsel açıklamaları vardır zaten. Yani atıyorum din, tanrı inancı, ahlak vs. hepsinin varlığı ve içerikleri bilimle açıklanabilir zaten. Ama bilim dışındaki hiç bir disiplin, bilimin gücüne sahip değil. Zaten bu yüzden bilim karalanıyor. Yani aslında bilim, başka disiplinlere karşı değil, diğer disiplinler bilime karşı. Çünkü bilim, onların eksikliklerini ortaya çıkarıyor. Bu nedenle de diğer disiplinler de bilime yanaşıyor, ondan faydalanıyorlar.
Özetle... Hiç bir şey öyle 2 günde değişmez, kaygılanmayın. Bilim elimizdeki verilerle en doğruyu, en iyiyi bir vermeye çalışan bir disiplin. Dünya ilerledikçe elbette yeni bilgiler edineceğiz, doğru sandıklarımız yanlışlanıp değişecek ve biz daha iyiye gideceğiz. Felsefeyle ve sanatla da bilimin ortaya çıkardıklarını anlamlandırıyor ve hayatlarımıza katıyoruz. Buna da devam edeceğiz. Yaklaşık son 500 yıldır (Galileo'dan beri) bu böyle. Bu duruma muhalefet edecek bir sebep göremiyorum. Size de önerim bu yönde.
Umarım açıklayıcı olmuştur. Sağlıcakla...