Yetersizlik hissi, çoğu zaman nesnel bir beceri veya zekâ eksikliğinden değil, beynin kendilik algısını kurgulayan bilişsel mekanizmalarının gerçekliği hatalı bir filtreden geçirmesinden kaynaklanır. Zihnimiz çevreden gelen tehditleri ve sosyal konumumuzu sürekli tararken, kendi başarılarımızı dış koşullara, eksikliklerimizi ise doğrudan kendi varlığımıza mal etmeye meyillidir.
Beynin kendimiz hakkında düşündüğümüz anlarda devreye giren varsayılan durum şebekesi, geçmiş yaşantıların ve erken dönemde yerleşen temel inançların izini taşır. Çocukluktan itibaren onay alma, hata yapma ve sınırlarla karşılaşma biçimimiz, yetişkinlikte zihnimizin otomatik tepkilerini şekillendirir. Sosyal kabulü korumak isteyen ilkel alarm mekanizmaları bir dışlanma veya başarısızlık ihtimalini sezdiğinde, zihin durumu mantıklı bir zemine oturtmak yerine kendini suçlama eğilimine girer. Bu durum, psikolojide yetersizlik şeması veya sahtekâr sendromu olarak tanımlanan, kişinin somut başarılarını bile içselleştirememesi tablosunu doğurur.
Günümüz popüler kültürünün insanı adeta sınırsız bir potansiyel makinesi gibi sunan, her an verimli ve kusursuz olunması gerektiğini fısıldayan dili de bu duyguyu derinleştirir. İnsan biyolojisi ve sinir sistemi sürekli bir zirve performansı için değil, belirli sınırlar içinde hayatta kalmak ve dengesini korumak üzere evrilmiştir. Zihnin doğal yorgunluklarını veya insani sınırlarını birer kusur saymak, beyne gerçek dışı standartlarla savaş açmaktan farksızdır. Oysa sinir sistemimizin en temel özelliği olan esneklik ve yeniden yapılanma kapasitesi, bu katı içsel anlatıların yeni deneyimler ve düşünce pratikleriyle zaman içinde dönüştürülebileceğini gösterir.
Kaynaklar
- Aaron T. Beck. Cognitive Therapy Of Depression. Alındığı Yer: | Arşiv Bağlantısı
- Pauline R. Clance, Suzanne A. Imes. The Imposter Phenomenon In High Achieving Women: Dynamics And Therapeutic Intervention. Alındığı Yer: | Arşiv Bağlantısı