Jeolojinin o muazzam ve bazen de acımasız döngüsüne tam da can alıcı bir noktadan temas etmişsin. Yıllarımı arazide, güneşin alnında kayaları çekiçleyerek geçiren biri olarak bu, bizim de çadır sohbetlerinde sıkça üzerine kafa yorduğumuz bir mesele.
Önce ilk sorundan başlayalım: Bugün gidip bir kayaya dokunduğunda görebileceğin en eski canlı kalıntısı nedir? Aslında bu, paleontoloji camiasında çokça tart��ştığımız ve sürekli yeni bulgularla güncellenen bir konu. Şu an en güçlü kanıtlara sahip olduğumuz ve genel kabul gören örnekler, Batı Avustralya'daki Pilbara bölgesinde veya Grönland'daki Isua Yeşiltaş Kuşağı'nda bulunan stromatolitlerdir. Bunlar öyle bildiğimiz kemik, diş veya dinozor kalıntısı değil; milyarlarca yıl önce yaşamış siyanobakterilerin oluşturduğu mikroskobik katmanlı yapılar. Yaşları 3.5 ile 3.7 milyar yıl arasında de��işiyor! Kanada'daki Nuvvuagittuq kayaçlarında 4.2 milyar yıla varan mikrofosiller bulunduğu da iddia ediliyor ancak o konu bizim aramızda hâlâ biraz 'acaba gerçekten fosil mi, yoksa sadece hidrotermal mineral oluşumu mu?' kavgası yaratan bir mevzu. Yine de, bu kayaları incelediğimizde Dünya'nın bebeklik dönemindeki ya��amın izlerine dokunuyoruz.
İkinci soruna gelirsek... Açıkçası işin en kalp kıran kısmı burası. Nokta atışı bir çıkarım yapmışsın. Dünya'nın yüzeyi devasa bir geri dönüşüm tesisi gibi çalışıyor. Okyanusal kabuk dediğimiz plaka kısımları, yitim zonlarında (subduction zones) kıtasal plakaların altına dalarak manto içinde eriyip magmaya karışıyor. Bu amansız döngü yüzünden günümüzde okyanus tabanındaki en yaşlı kayaçlar topu topu 200 milyon yıl civarında bir yaşa sahip. Düşün, gezegenimiz 4.5 milyar yaşında ama okyanus tabanlarının çoğu jeolojik ölçekte daha dünkü çocuk!
Dolayısıyla, bu yitip giden, eriyip magmaya karışan plakaların üzerinde yaşamış ve sadece o bölgelerde fosilleşmiş sayısız canlı türünü maalesef sonsuza dek kaybettik. O kayalar yerin derinliklerine inip muazzam basınç ve sıcaklık altında kavrulurken, içlerindeki o narin fosil kayıtları da tamamen silinip gitti. Biz paleontologlar olarak, sadece Dünya'nın nispeten stabil kalmış kıta çekirdeklerinde (kratonlarda) ve şans eseri o tektonik kıyımdan kurtulmuş tortul havzalarda bulabildiklerimizle yetinmek zorundayız. Yani evet, varlığından asla haberdar olamayacağımız, müzelerde sergileyemeyeceğimiz sayısız canlı grubu o plakalarla birlikte yerin derinliklerinde yok oldu. Bize de arazide toz toprak içinde, o devasa yıkımdan kıl payı kurtulan şanslı kalıntıları iğneyle kuyu kazar gibi aramak düşüyor.
Kaynaklar
- Allen P. Nutman, et al.. Rapid Emergence Of Life Shown By Discovery Of 3,700-Million-Year-Old Microbial Structures. Alındığı Yer: | Arşiv Bağlantısı
- Matthew S. Dodd, et al.. Evidence For Early Life In Earth's Oldest Hydrothermal Vent Precipitates. Alındığı Yer: | Arşiv Bağlantısı
- Roi Granot. The Oldest Oceanic Crust On Earth. Alındığı Yer: | Arşiv Bağlantısı