Merhaba
Bu soruyu okuduğumda aklıma ilk gelen şey, insanın neden yazdığı ve neden düşündüğü oldu. Çünkü tarih boyunca filozoflar, bilim insanları ve yazarlar çoğu zaman eserlerini insanlığın yararına, hakikatin peşine ya da estetik bir ideal uğruna ürettiklerini söylemişlerdir. Ancak onların yaşam öykülerine baktığımızda, bu üretimlerin arkasında çoğu zaman daha derin ve daha insani bir ihtiyaç bulunduğunu görürüz. Çoğu zaman bizlerde yaşarız günlük hayatımızda bunları .Anlaşılmak, görülmek, sevilmek ve bir başkasının dünyasında iz bırakmak önemlidir çünkü insan için . Belki de bu nedenle bir metnin gerçek değeri yalnızca taşıdığı fikirlerde değil, başka bir insanın ruhunda uyandırdığı yankıda gizlidir. Hermann Hesse'nin Bozkırkurdu romanı da tam olarak bu gerilimi ortaya koyar; düşünce ile duygu, entelektüel yalnızlık ile insani yakınlık arasındaki çatışmayı gözler önüne serer.
Bozkırkurdu bağlamında bakıldığında, Hermann Haller'in hikayesi insanın yalnızca akıldan ibaret olmadığını gösterir. Haller yıllarca kendisini "entelektüel", "sanatçı", "filozof" ve "yalnız kurt" olarak tanımlamıştır. Mozart'ın müziğinde, Goethe'nin eserlerinde ve felsefenin soyut dünyasında kendisine bir sığınak kurmuştur. Ancak Hermine ve Maria ile karşılaşması, onun uzun zamandır bastırdığı yaşamsal ve erotik yönleriyle yüzleşmesine neden olur. Haller böylece insanın yalnızca düşünen değil, aynı zamanda seven, arzulayan ve bağ kurmak isteyen bir varlık olduğunu keşfeder.
Bu açıdan bakıldığında, bilimsel, felsefi ya da edebi bir metin, sahibine üretim sürecinde kuşkusuz bir haz verebilir. Düşüncelerini biçimlendirmek, dünyayı anlamlandırmak ve kendi iç evrenine düzen vermek başlı başına tatmin edici bir deneyimdir. Ancak soru şudur: Bu haz yeterli midir?
Martin Buber'e göre insan ancak bir başkasıyla kurduğu ilişkide tam anlamıyla var olur. Onun ünlü ifadesiyle "İnsan, Sen aracılığıyla Ben olur." Bu düşünceye göre bir metin yalnızca yazıldığı anda değil, bir başka bilinç tarafından okunduğu ve anlaşıldığı anda tamamlanır. Çünkü dilin özü iletişimdir; her cümle görünmez bir muhataba doğru atılmış bir adımdır. Benzer şekilde Jean Paul Sartre, insanın kendisini başkasının bakışı aracılığıyla fark ettiğini söyler. Bu nedenle düşünsel üretim çoğu zaman yalnızca bilgi aktarma değil, aynı zamanda tanınma ve kabul edilme arzusunun da bir ifadesidir.
Hesse'nin romanında Haller'in yaşadığı dönüşüm de bunu doğrular. Haller kültürel ve entelektüel açıdan son derece zengin bir dünyaya sahiptir; fakat yine de mutsuzdur. Çünkü düşünsel başarı ile duygusal bütünlük aynı şey değildir. Hermine ona dans etmeyi, eğlenmeyi ve yaşamın bedensel yönünü öğretirken aslında daha büyük bir ders verir. İnsan yalnızca düşünülmek için değil, hissedilmek için de yaşar. Bu noktada sorudaki kadın ve erkek vurgusunu yalnızca biyolojik anlamda değil, "arzulanan öteki" kavramı üzerinden okumak gerekir. Çünkü burada asıl mesele karşı cins değil, insanın kendisini tamamlayan ve yankı bulan bir ilişki arayışıdır. Bir filozofun yazdığı eser milyonlara ulaşabilir, bir bilim insanı büyük keşifler yapabilir, bir yazar ölümsüz eserler bırakabilir; ancak sevgi, yakınlık ve karşılıklı tanınma deneyiminden bütünüyle mahrumsa yine de bir eksiklik hissedebilir.
Bu nedenle Bozkırkurdu'nun sunduğu en güçlü fikirlerden biri şudur. İnsan ruhu yalnızca anlam aramaz; aynı zamanda temas, yakınlık ve karşılık da arar. En yüksek idealler, en derin felsefeler ve en büyük sanat eserleri bile bazen bir insanın başka bir insan tarafından görülme ve anlaşılma özleminin farklı biçimlerdeki yansımalarıdır.
Belki de bu yüzden, bir metin kimse üzerinde etki yaratmıyorsa yazarına belirli bir entelektüel haz verebilir; fakat insanın ilişkisel doğası düşünüldüğünde, bu haz çoğu zaman eksik kalır. Çünkü insan yalnızca üreten değil, aynı zamanda paylaşan bir varlıktır. Hesse'nin Haller aracılığıyla gösterdiği gibi, bazen tek bir samimi bakış, yıllarca süren düşünsel yalnızlıktan daha dönüştürücü olabilir. İnsan, en sonunda yalnızca ne düşündüğüyle değil, kimi sevdiği ve kim tarafından sevildiğiyle de tamamlanır.[1]
Kaynaklar
- Hatice Kutbay. (). Kendime Düşünceler.