'Müller Hücreleri' Gözü 'Kusursuz' Mu Kılar?

Bu yazının içerik özgünlüğü henüz kategorize edilmemiştir. Eğer merak ediyorsanız ve/veya belirtilmesini istiyorsanız, gözden geçirmemiz ve içerik özgünlüğünü belirlememiz için [email protected] üzerinden bize ulaşabilirsiniz.

Evrimsel Biyoloji'nin ortaya koyduğu gerçekler en küçük bebeğin bile kolaylıkla anlayabileceği kadar nettir: insan bir hayvan türüdür, insan sıradan bir canlıdır, insanın kendine has özellikleri olduğu gibi her canlının kendine has özellikleri vardır, her türün ve her bireyin birbiriyle çeşitli derecelerde akrabalık ilişkisi bulunur ve son olarak; hiçbir canlı türü kusursuz değildir ve kusursuz olamaz... Bu kusursuzluk iddiasının saçmalığına ve anlamsızlığına şuradaki yazımızda detaylıca değinmiştik. Dolayısıyla tekrar tekrar aynı konuyu ele almayacağız. Ancak son zamanlarda, ne olduğu bile belli olmayan bazı sayfaların Evrim Ağacı'nın verdiği bazı bilgilere bilimsel olmayan, üstünkörü bilgilerle kafa tutmaya başladığını görüyoruz. Bu güzel bir şey, çabalamak, bir şeyi çok istemek, vs. Ancak ne yazık ki başarısızlığa mahkum bir çaba. Bilime karşı hiçbir zaman zafer kazanılamadı ve siz de kazanamazsınız. Kaçırdıkları nokta bu... En son iddialardan biri, "gözün kusursuz olduğu, çünkü Müller hücreleri'nin evrimsel biyologların ortaya koyduğu kusurlu göz gerçeğini örttüğü" şeklinde...

Tek bir makaleye (ve muhtemelen yine okunmamış bir makaleye) dayanarak yapılmış yorumları ele almak bile hazin bir zaman kaybı. Ancak maalesef okurlarımız kendi akıl süzgecinden pek fazla geçirmeden, direkt bizim doğrulamamızı istiyorlar. Halbuki birazcık mesai harcadığınızda, ne kadar komik bir iddiayla karşı karşıya olduğunuzu görürsünüz. Neyse, kısaca izah edelim:

İlk olarak, nedir bu Müller hücreleri? Müller hücreleri, sinir sisteminin iki ana hücre tipinden biri olan gliya hücrelerinin radyal olan grubuna dahil bir alt dalıdır. Yeni keşfedilmiş hücreler değildir; 1866 yılında Müller Schultze tarafından tanımlanmışlardır. Esas görevleri sinir sisteminin oluşumu ve gelişimi sırasında, hemen her gliya hücresinin yaptığı gibi, nöronlara destek olmaktır. Özellikle sinaps oluşumunda görev aldıkları bilinmektedir. Bunun haricinde, yine hemen hemen her gliya hücresinin üstlendiği gibi, nöronların uygun ortamda çalışabilecekleri mikrohabitatların korunması ve bazı hücrelerin bölünmesinin sağlanması görevleri vardır. Ancak bunun haricinde, 2007'de yapılan bir çalışmada, memeli gözlerindeki evrimsel kusurlardan birini örtmek amacıyla yama görevi gördüğü de tespit edilmiştir. 

İkinci olarak şunu belirtmekte fayda var: körelmiş organlar yazımızda da açıkça vurguladığımız gibi, evrimsel süreçler asla mükemmel değildirler, ancak bu, evrimin işe yarar çözümler üretemeyeceği anlamına gelmemektedir. Yani evrim asla memelilerin "göremediğini" iddia etmez; iddiası, görme için geliştirilmiş sistemin, basit bir mühendis tarafından bile daha az hatalı, daha güvenli (düşük riskli), daha isabetli tasarlanabilecekken, oldukça karmaşık ve gereksiz hata payları bulunan, sıklıkla hata yapan ve bu hataların ciddi sorunlar yaratabileceği bir sistem olmasıdır. Bu da aksi ispatlanamaz bir gerçektir, çünkü gözün yapısı artık net olarak bilinmektedir (bazı yeni gelişmeler olmakla birlikte) ve bu yapı dahilinde, sistem elbette memelilerin görmesini sağlayabilecek kadar evrimleşmiş olsa da, "kusursuz" sıfatından kilometrelerce uzaktadır. Çünkü kusursuzluk yazımızda ele aldığımız gibi, bir şeyin bilimsel ve evrensel olarak "kusursuz" olması imkansızdır ve göz de istisna olmaktan çok uzaktır. Zaten biyolojik sistemlerin kusursuz olamayacak olmalarının sebebi de evrimsel süreçlerin ta kendisidir!

Bu da bizi üçüncü noktamıza götürüyor: Müller hücreleri gibi yamalar, elbette çok önemli ve kıymetlidir (hatta bu bilgiyi gözle ilgili yazımıza da ekleyeceğiz). Zira bu kadar kötü geliştirilmiş bir sistemin, durumu kurtarmaya yönelik yamalarla güçlendirilmesi, evrimin etkileyici ürünlerinden biridir. Evrimin çalışma mantığı, dediğimiz gibi, aslında düşünme yetisi olan herkesin anlayabileceği şekildedir: tür içerisinde çeşitlilik her zaman vardır ve çevre her zaman değişir; dolayısıyla en uyumlu olanları seç, diğerlerini ele. Bunu göz gibi kusurlu organların yamalarla kapatılmasına uyarladığımızda, memelilerin on milyonlarca yıldır süren evriminde ne gibi değişimler olduğunu görmemiz, görsel kapasite konusunda ne yollardan geçtiğimiz ortaya çıkacaktır. Evrimde kusursuzluk amaç değildir, o andaki ortam koşullarına nesillerin adapte olabilmesi "amaç"tır. Doğa yasaları buna yönelik olarak işler ve çevre kaotik olarak değiştiğinden, asla tam kusursuzluğa ulaşılamaz. 

Kısaca, gözümüzdeki adaptasyonlar ve bu adaptasyonların kapattıkları, bize türümüzün ve atalarımızın evrimsel tarihi hakkında bilgiler vermektedir. Bizim retinamız, omurgasızların aksine terstir, çünkü evrimsel geçmişimizde bizim gözlerimiz beynin bir uzantısı olarak evrimleşmişken, omurgasızlarda bağımsız organlar olarak evrimleşmiştir. İkisinin de artıları ve eksileri vardır; bizimkinin en büyük eksisi, Müller hücreleriyle ilgili makalenin de şu şekilde izah ettiği gibi, ışığın gereksiz yere rastgele dizilenmiş birçok katmandan geçerek ışığa duyarlı reseptörlere ulaşmak zorunda olmasıdır:

"Rastgele dizilenmiş birden fazla katman içerisinden geçmesi gereken her görüntü, normal olarak kırılma, yansıma ve saçılma dolayısıyla bozulacaktır. Mantığa aykırı olarak, omurgalıların retinası optik fonksiyonları açısından tersine çevrilmiştir ve ışık, ışığa-duyarlı fotoreseptör hücrelerine ulaşabilmesi için birkaç doku katmanından geçmesi gerekir."

Araştırmacılar, bu sorunun kendi deyimleriyle "nasıl etrafından dolaşılabileceğini" merak edip araştırmışlardır. Dolayısıyla ortada makalenin "kusursuzluğun tespiti" gibi bir iddiası yoktur. Evrimsel biyolojinin ana iddiası olduğu gibi, evrimin ürünlerinin sorunlarının nasıl sonradan ve "yama" yöntemiyle çözüldüğünün araştırılması vardır. Makaleden takip edelim:

"[Diğer canlılarda olan düzenli ve ışığı dağıtmayan yapıların olması] gerçeğinin aksine, omurgalı retinasının ters olması ve retinaya düşen görüntülerin rastgele dizilenmiş, düzensiz şekillere sahip, ışığı dağıtan hücrelerden geçerek fotoreseptörlere ulaşmak zorunda olması şaşırtıcıdır. Bu durum, 'fotoğraf makinenizin filmi üzerine ince, dağıtıcı bir ekran koymanıza benzer'. Ancak memelilerdeki bu 'ekran', birbirine paralel olarak dizilenmiş, düzenli bir şablonda olan ve retinanın tüm kalınlığını (~150 mikron) kaplayan yapıdıdadır. Bu hücrelere 'Müller hücreleri' adı verilir ve omurgalı retinasında bulunan radyal gliya hücrelerindendir. Silindirik, fiber benzeri yapıdadırlar. Retinal nöronların işlevleri ve varlıklarını korumalarıyla ilgili birçok fizyolojik göreve sahiptirler. Ancak diğer fiberlerden farklı olarak, birçok karmaşık diğer görevleri de vardır; sinapslar gibi nöronal yapıların sağlanması gibi... Öte yandan, vitrözden retinaya giden ışığın yolunda stratejik bir pozisyonda bulunurlar. Burada ışık dış sınırlandırıcı zar dokusuna girer ve burada, fotoreseptörlerin iç kısımları düşen ışığı algılar. Dolayısıyla bu hücrelerin ışığın iç retinadaki iletimindeki rolünü incelemek merak uyandırıcıdır."

Sanıyoruz Müller hücrelerinin görevini anlamışsınızdır. Katmanlardan geçmek ışığın kalitesini çok düşüreceğinden, fiber benzeri yapılarla bu durum memelilerde kurtarılmaktadır. Makaleden aldığımız şu görüntü, işlevini anlatmaya yardımcı olacaktır:

Burada ışık üst kısma düşmekte ve alt kısma iletilmesi gerekmektedir, arada da birçok doku katmanı bulunur. Bu katmanları es geçebilmek adına, Müller hücreleri kanal görevi görürler ve ışığı yukarıdan aşağıya iletirler. Retina içerisine bu şekilde dağılmış olan kanallar aracılığıyla görüntü olabildiğince temiz olarak iletilir. Bu işte oldukça başarılı olduklarını da söylemeliyiz. Saçılma ve kırılmaları olabildiğince minimuma indirmektedirler (asla sıfırlayamamaktadırlar). Tabii ki bu kanallar retinaya düşen ışığın tamamını toplayamamaktadırlar, dolayısıyla bir miktar ışık halen bu katmanlardan geçerek algılanmaktadır. Dolayısıyla iki iletim yolunda da, çeşitli derecelerde kayıplar olmak zorundadır.

Hiçbir zaman yan yöntemler, ana yöntemden daha başarılı değildirler. Ana yöntem nedir? Işığın doğrudan algılanabilmesi. Bugün biliyoruz ki, omurgasızların içerisinde insanın görüş yeteneklerini bile anlamsız kılacak canlılar bulunmaktadır. Bu canlıların bu kadar gelişmiş görme becerilerine sahip olmalarının en temel sebebi, ışığı tüm spektrumuyla algılayabilecek bir göz yapısına sahip olmalarıdır. Bizdeki gibi ışık aracılarla taşınarak algılanmaz, dolayısıyla daha geniş bir çeşitlilik mümkündür.

Sonuç olarak, konu şuraya gelmektedir: insan (ve genel olarak memeliler) elbette ki görebilir, hatta gayet iyi bile görürüz! Ancak bu, "kusursuzluk" ya da "tasarlanmışlık" iddiasını desteklemez (tam tersine, saydığımız sebeplerle geçersiz kılar). Yani yapılan "itiraz", yaptığımız herhangi bir açıklamayı çürütür ya da etkisini azaltır nitelikte değildir. Evrimsel süreçlerle oluşan hiçbir yapı kusursuz değildir. Göz de istisna değildir. Gözde, saydığımız birçok kusurun (ters retina, kör nokta, vs.) yamanması mümkün olmuştur; birçoğunun ise yamanması mümkün olamamıştır (göz bozuklukları, göz önünde süzülen cisimcikler, göz kararmaları, göz tansiyonu vs.). Dolayısıyla tek bir örneğin evrimsel olarak nasıl çözüldüğüne bakarak, tüm gözün kusursuz olduğunu iddia etmek, ciddiye alınacak bir argüman bile değildir. Göz elbette görmeye yaramaktadır (bunu herkes bilir) ve göz elbette ki, her biyolojik yapı gibi evrimsel süreçlerle oluşmuştur (bunu da herkes bilir). Kusurlarını anlamak, onların evrimsel nedenlerini algılamak ve çözmek varken, boş ve asla sonuç vermeyecek bir iddia ("kusursuz göz") üzerinde zaman harcamak, ciddi anlamda yersiz ve gereksizdir. Ancak okurlarımız sordu, biz de cevaplayalım. Bu tip yalan ve çarpıtılmış haberlere itibar etmemenizi tavsiye ederiz.

Ancak yine de, gözün evriminin ilgi çekici parçalarından birine değinmemizi sağladıkları için eleştiri sahiplerine teşekkür ederiz.

Sevgiler.

 

 

Not: En baştaki görselde evrimsel olarak yamalı, ters yapılı, memeli göz yapısı görülmektedir. Işık (sağ taraftan gelerek) önce tüm katmanlardan geçmek ve böylece en derindeki fotoreseptörlere (cone, rod) ulaşmak zorundadır. Sonra buradan ters yönde çıkan sinirlerden geçmek zorunda ve sonra, kör nokta yaratacak tasarım sebebiyle tekrardan gözün içine girmek zorundadır. Bu, net bir şekilde eksik-hatalı bir yapılanmadır. Bu durum Müller hücreleriyle büyük oranda çözülse de, evrimsel biyoloji açısından kusursuzluk anlamına gelmez. Evrimsel (ve mantıksal) olarak uygun olan, ışığın doğrudan bu sinirlere düşmesi ve beyinde çeşitli düzenlemelerin yapılmasıdır (yani etraftan gelen görüntüden, göz bazında bir kayıp istemeyiz, gerekli algılama işi işlemcide, yani beyinde yapılmalıdır, gözün görevi tam olarak bilgiyi iletmek olmalıdır). 

İnsanlar Arası İlk Beyin-Beyin Etkileşimi Başarıyla Sağlandı!

Fırsatçı Balrehberleri

Yazar

Çağrı Mert Bakırcı

Çağrı Mert Bakırcı

Yazar

Evrim Ağacı'nın kurucusu ve idari sorumlusudur. Popüler bilim yazarı ve anlatıcısıdır. Doktorasını Texas Tech Üniversitesi'nden almıştır. Araştırma konuları evrimsel robotik, yapay zeka ve teorik/matematiksel evrimdir.

Konuyla Alakalı İçerikler

Göster

Şifremi unuttum Üyelik Aktivasyonu

Göster

Göster

Şifrenizi mi unuttunuz? Lütfen e-posta adresinizi giriniz. E-posta adresinize şifrenizi sıfırlamak için bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Eğer aktivasyon kodunu almadıysanız lütfen e-posta adresinizi giriniz. Üyeliğinizi aktive etmek için e-posta adresinize bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Close
Geri Bildirim