Kültürel Dönemleri Neye Göre Adlandırıyoruz?

Bu yazının içerik özgünlüğü henüz kategorize edilmemiştir. Eğer merak ediyorsanız ve/veya belirtilmesini istiyorsanız, gözden geçirmemiz ve içerik özgünlüğünü belirlememiz için [email protected] üzerinden bize ulaşabilirsiniz.

Kültürler, küreselleşmeden çok önceleri, çok farklı coğrafyalarda çok farklı modeller ile, birbirlerinden farklı olarak gelişmiştir. Bunlar, kimi zaman yakın ya da uzak mesafelerdeki diğer kültürler ile tanışmışlardır; bunun sonucunda ya kaynaşmışlardır ya da iyice ayrışmışlardır. 

Geçmişin dokusu binbir renk barındırır; kültürel çeşitlilik olabildiğince vardır. Tüm bu renkler bir gökkuşağına benzetilecek olur ise; arkeoloji, bu gökkuşağını parçalayarak tanım ya da tanımlar yapar. 

Bahsi geçen kültürlerin, kendi iç dinamikleri mevcuttur; iç dinamiklerin verdiği itici güç ile, yapılandıkları modeller doğrultusunda sürekli olarak değişim göstermişlerdir. Değişimler, büyük oranda, sınırları keskin hatlarla örülmüş bir vaziyette ortaya çıkmamıştır. Bir süreç içinde, bir doku halinde ve kendi süzgeci kapsamında oluşmuş değişimlerden bahsederiz. Buna rağmen arkeoloji, geçmişi değerlendirirken, bölümlere ayırarak bir sınıflandırma yapmak zorundadır. Ayrılan bölümlere genel manası ile göz atıldığında, özellikle günümüze yakın olanlar, tarih yazıcılığı yapan kimi ülkelerin bakış açısı ile şekillendirilmiştir. Örneğin Roma İmparatorluğu'nun ikiye ayrılması, İlkçağ'ın sonunu belirler; bu olay Amerika Kıtası'nda duyulmamıştır, Afrika'nın ise büyük bir kısmının bundan haberi yoktur. Bu bağlamda ele alındığında, dönemsel ayrımı Çin yapsa idi; bölünmenin çok daha farklı noktalardan etki aldığını görmemiz mümkün olabilir.

Günümüzdeki kültürel değişimler, dünyanın her yerinde ve eş zamanlı olmaz. Bu durum, tarih öncesinin en eski dönemlerinde de farklı değildir. Tarih öncesi dönemler için, ''çekirdek bölgeden ya da bölgelerden'' söz ederiz. Örneğin Paleolitik Çağ'ın ve öncesinin ilk varlığını Afrika'dan biliyoruz. Genel olarak 2.5 (+,-) milyonda (bahsi geçen tarihte, Afrika dışında Homo cinsinin herhangi bir üyesi yaşamamaktadır; bunun için 1 milyon yılın daha geçmesi beklenecektir) bir alet varlığından bahsedebiliyoruz ve bunu karşılayan bir çekirdek bölgeden. Bu çekirdek bölge ya da bölgeler, kendi dönemlerini ya da kendilerinden sonraki dönemleri çoğu zaman etkilerler. Bunun yanında değişimin de asıl tetiklendiği merkeze işaret ederler. Yani Afrika'da 2.5 milyon yaşanan olay, kültürel zamanın küresel ölçekteki belirleyicisi olmuştur.

Günümüzde yaygın olarak kullanılan bir adlandırma vardır. Danimarkalı arkeolog Christian Jurgensen Thomsen (1788 - 1865), Arkeoloji'ye ''Üç Çağ Sistemi'' ayrımını getirmiştir. Kendisi, Danimarka Ulusal Müzesi'nin ilk müdürüdür. Müzede bulunan ve dönemi bilinmeyen buluntuları sınıflandırabilmek amacı ile, böyle bir sistemi geliştirmiştir. Üç Çağ Sistemi; Taş Devri, Tunç Devri, Demir Devri olarak adlandırılır.

Unutulmamalıdır ki, o yıllarda tarih öncesi arkeolojik bulguların tarihini belirlemek nerede ise imkansız gibidir. Mutlak yaş yöntemleri ve tabakalanma henüz geliştirilmiş değildir. 

Batı ve Kuzey Avrupa Endüstri Devrimi ile, binlerce bilimsiz kazı yapmıştır. Hangi döneme ait olduğu bilinmeyen binlerce buluntu, ''buluntu hapishanesi'' dediğimiz, depolara mahkum edilmiştir (ve günümüzdeki birçok müze, hala eser hapishanesi konumundadır). Hammadde ve teknolojiden esinlenen Thomsen; Taş, Tunç ve Demir olarak geçmişi sınıflandırmıştır ve müzedeki bölümleri de buna göre yapılandırmıştır. 

Thomsen'dan sonraki bilim insanları, bu sınıflandırmayı geliştirme yoluna gitmiştir; örneğin en basitinden Taş Devri'ni, Eski ve Yeni Taş Devri olarak alt gruplara ayırmışlardır. Thomsen'ın, bu basit ve teknolojiye dayalı ayrımı, yardımcısı J. J. A. Worsae tarafından daha da geliştirilmiştir. Worsae, Thomsen'ın Taş Çağı anlayışına, Eski ve Yeni Taş Çağı anlayışını eklemiştir; yine bu ikisi arasında da bir geçiş dönemi olabileceğinden bahsetmiştir. Daha sonra Eski ve Yeni Taş Devri adlandırmaları, Paleolitik ve Neolitik olarak bir anlam kazanmıştır; bunu ilk olarak sağlayan kişi, J. Lubbock'tur. İkisi arasındaki geçiş dönemini Mezolitik olarak tanımlayan kişi ise, İrlandalı H. Westrabb olmuştur.

İlk dönemin ayrımlarında daha gelişkin bir teknoloji, yeni bir dönemi tanımlıyordu; oysa ki, eski hammadde ya da alet tamamen ortadan kalkmaz. Örneğin Paleolitik'teki obsidiyen kullanımı, Neolitik'te de sürmüştür; ancak belirleyici olan kullanım şeklidir ve işleniş modelleridir. Yeni nesneler ya da yeni buluşlar teknolojik manada çok büyük önem taşımayabilir; ancak sembolik olarak dönem ya da kültürü tanımlarlar. Örneğin Anadolu ve Yakındoğu arkeolojisindeki Neolitik Çağ (Yeni Taş Çağı), çanak çömlekli ve çanak çömleksiz olarak ikiye ayrılır. Burada çanak çömleğin keşfi ''esas'' kabul görmez, esas olan o süreç aralıklarında yaşam modellerinin değişmiş olmasıdır.

Daha sonraki yıllarda; ''geçmiş dönemleri yalnızca hammadde ve teknolojisi ile değerlendiremeyiz, yaşamın temelindeki beslenmeyi ve toplumsal düzen değişimlerini de görmeliyiz'' söylemi ortaya çıkmıştır. Bununla birlikte 1945'lerde Robert J. Braidwood, arkeolojik verilere dayalı olarak sorgularına başlamıştır. Önerdiği bölümlenme: Gezgin Avcılık (Eski Taş Devri), Uzman Avcı ve Balıkçı (Orta Taş Devri), İlk Tarımcı Yerleşimler (Yeni Taş Devri), Gelişkin Köyler (Bakır - Taş Devri), Kentleşme (İlk Tunç Çağı), Devletler (Orta ve Son Tunç Çağı), İmparatorluklar (Demir Çağı) şeklindedir.

Gelişmelere rağmen günümüzde halen, hammadde ve teknoloji temelli adlandırmaları kullanıyoruz. Bunu, Neolitik Çağ içinde taşın yanısıra kısmen bakırın da kullanıldığını bilerek yapıyoruz.

Arkeoloji'deki kültür sözcüğü, belli bir coğrafyada ve belli bir dönemde birlikte bulunması beklenen buluntu topluluklarına verilen bir ad olarak karşımıza çıkar. Örneğin günümüzde yaşayan avcı ve toplayıcı !Kung San toplumunu bu bağlamda değerlendirecek olur isek; yemişlerine, çadırlarına, dokumalarına, belli başlı av hayvanlarına, tanımlı aletlerine, yaşadıkları coğrafyayı ve zamanı da ekleyerek açıklama yoluna gideriz.

İncelediklerimizi yazınsal kaynaklardan bilmiyor isek, daha doğrusu yazının icadından önce ise, ilk olarak o maddi kalıntıyı nereden buldu isek, oranın adını vererek tanımlamaya gideriz. Örneğin, insanlığın dünya üzerinde bir bin yılı daha kalmadığını duymaya başladık. Diyelim ki bu açıklamalar doğru çıktı ve dünya üzerindeki insan yaşamı sonlandı. Başka gezegenden gelecek olan gelişkin bir yaşam formu, Ankara'da bulacağı Ankara Kedisi'nin diğer kedilerden farklı özellikler taşıdığını farkedecektir (katledilip tamamen yok edilmememiş ise); buna dayalı olarak bu kedi yine Ankara Kedisi olarak adlandırılacaktır ve bulunduğu yere de, Ankara Kültürü adını koyacaktır. Aynı şekilde Oldowan Aletler'i ilk tanımladığımız yer, Afrika Olduwai Boğazı'dır. Bulunduğu yerden dolayı adını almıştır ve bölgesinde bir Olduwai Kültür oluşturmuştur. Anadolu'dan bir örnek verecek olur isek, Porsuk Kültürü'nden söz edebiliriz. Bu kültür Kuzebatı Anadolu'da yeni bir kültürdür. Porsuk Kültürü, bölgenin Neolitik Kültürü'nün ve Fikirtepe Kültürü'nün itici gücü ile ortaya çıkmıştır. Haricinde Aslanapa Kültürü'nün güneyden yaptığı etki de, bu oluşumda, çok önemli rol oynamıştır.

Diğer yandan yazılı kaynakların olduğu dönemlerde de, kültürlere ve buluntulara verilen adlarda yanlışlıklar yapılabilmektedir. Bunun en güzel örneği ise, Nesice konuşanlar olan Nesili halkıdır. Bu halkın coğrafyası, Filistin'deki yazılı kaynaklarda Hatti Ülkesi olarak anılır. Hatti sözcüğünden ise Hitit ve Eti üretilmiştir. Bu halk ise kendisine, Nesili der.

Görsel: Aşölyen dediğimiz iki yüzeyi işlenmiş aletlerden bir görünüm. Buradaki iki yüzeyliler Fransa, Britanya ve Afrika'dan derlendirilerek oluşturulmuştur.

Kaynaklar ve İleri Okuma:

  1. Güvenç, B., 2002; İnsan ve Kültür, Remzi Kitabevi, İstanbul. 
  2. Harmankaya S., Tanındı O; TAY 1, Ege Yayınları, İstanbul.

Diyabet Hastalarına Müjdeli Haber!

Balinalar Avlanma Stratejilerini Paylaşıyorlar!

Yazar

Katkı Sağlayanlar

Çağrı Mert Bakırcı

Çağrı Mert Bakırcı

Editör

Evrim Ağacı'nın kurucusu ve idari sorumlusudur. Popüler bilim yazarı ve anlatıcısıdır. Doktorasını Texas Tech Üniversitesi'nden almıştır. Araştırma konuları evrimsel robotik, yapay zeka ve teorik/matematiksel evrimdir.

Konuyla Alakalı İçerikler

Göster

Şifremi unuttum Üyelik Aktivasyonu

Göster

Göster

Şifrenizi mi unuttunuz? Lütfen e-posta adresinizi giriniz. E-posta adresinize şifrenizi sıfırlamak için bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Eğer aktivasyon kodunu almadıysanız lütfen e-posta adresinizi giriniz. Üyeliğinizi aktive etmek için e-posta adresinize bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Close
Geri Bildirim