"Kişisel çıkarını azamileştiren insan"ı rasyonel olarak tanımlayan klasikler, dünyada yaşayan bütün insanları hiyerarşik bir biçimde ele alıyorlardı. Hiyerarşinin zirvesinde beyaz, İngiliz, Hristiyan, erkek mülk sahipleri vardı. Daha alt basamaklarda "tutkularını kontrol edemeyen kadınlar", eğitimsiz ve yoksul oldukları için hayvanlar gibi yaşayan ve davranan işçiler; bunların altında, Hristiyan olmayan sömürge halkları ile Avrupa ve Amerika dışında yaşayan diğer "akıldışı" insanlar yer alıyordu. Ama akıldışı insanlar olarak tanımlananların "çıkarlarını azamileştirmesi"ne de karşı çıkıyorlardı. Kişinin öz çıkarını azamileştirme çabasını her insanın doğal bir içgüdüsü olarak gören Smith, kadınlara kocalarının mutluluğu için "yetinmeci ve neşeli" olmalarını öğütlüyordu. "Uygar Batı dünyası" dışında, sömürgelerde yaşayanlar ise "Hristiyanlığın ahlaki ilkelerinden nasibini almamış vahşiler" oldukları için akıldışıydılar. Bu nedenle sömürgecilikle "vahşilere uygarlık götürdüklerini", bunun da "beyaz adamın sırtındaki büyük yük" olduğunu öne sürebiliyorlardı. Öte yandan, adaletsiz gelir ve servet dağılımını "Tanrı'nın buyruğu olarak" değerlendiren Calvin'e göre, işçi kitleleri yoksul kaldıkça Tanrı yolundan sapmayacaklardı. Bu görüş, asgari ücret savunusunun temelindeki dinsel ilkeydi. Teorilerini, mutlak ve evrensel doğrular olarak savunan klasik iktisatçıların dışladığı kategorilere bakınca, tabii "ötekiler"in de bu "evrensellik" iddiasını akıldışı olarak değerlendirmesi pekâlâ mümkün.
- Sermaye Birikirken, Oya Köymen
48 görüntülenme