Asansör kapısı kapandı, üç kat yukarı çıkacaksın, otuz saniye sürecek. Telefonu çıkardın, bu hareketi fark ettin mi? Otuz saniye boş kalmamak için cebine uzandın ne zaman başladı bu? Beklemek insanlık tarihinin büyük bir parçasıydı. Mektup haftalarca beklendi, haber günlerce. İnsan bu beklemeyle yaşamayı öğrenmişti, başka seçeneği yoktu. Şimdi her şey anında geliyor. Mesaj gönderildi, cevap bekleniyor. Yemek sipariş edildi, kapıda bekleniyor. Arama yapıldı, hemen bağlanılıyor. Anındalık norm haline geldi ve norm haline gelince bekleme bir anormallik gibi hissettirmeye başladı. Sabırsızlık evrimsel olarak da anlamlı. Beklemek belirsizlik taşır, belirsizlik tehlike sinyali verir, beyin harekete geçmeye ayarlıdır. Ama modern hayatta tehlike çoğunlukla fiziksel değil. Asansörün gelmemesi tehlike değil, ama beyin onu öyle işliyor. O yüzden telefona uzanıyorsun, bir şey yapıyor olmak gerekiyor. Dijital hayat bu sabırsızlığı besliyor. Sonsuz içerik var, her boş an dolduruluyor, boşluğa tahammül azalıyor. Beklerken düşünmek, gözlemlemek, sadece orada olmak giderek daha zor geliyor. Otuz saniyelik asansör yolculuğu aslında küçük bir test. Telefona uzanmadan durabilmek, belki günün en küçük ama en gerçek özgürlük anlarından biri...