Hiçbir ebeveyn çocuğuna yük vermek istemez ama çoğu veriyor. Farkında olmadan, iyi niyetle, bazen tam da sevdiği için. Yük bazen bir cümleden geliyor: yıllarca tekrarlanan, artık o kişinin sesi gibi duyulmayan ama aslında içeride yaşayan bir cümle. Sen zaten yaparsın, sen hep böylesin, bizim ailemizde bu olmaz. Bu cümleler bir kimlik kuruyor, ve o kimliğin içinden çıkmak onlarca yıl alabiliyor. Bazen yük bir beklentiden geliyor. Söylenmemiş, ama her bakışta, her soruda hissedilen. Hangi mesleği seçeceğin, kiminle evleneceğin, nerede yaşayacağın. Ebeveyn bunu dayatmıyor belki ama hayal kırıklığından korunmak için sen kendin şekillendiriyorsun hayatını. Özgürce değil o beklentinin etrafında. Bazen de yük bir korkudan geliyor. Ebeveynin çözemediği, taşıyamadığı, adını bile koyamadığı bir korku. Bu korkular davranışa dönüşüyor, davranış çocuğa işliyor. Kuşaklar arası aktarım. Kimse kasıtlı aktarmıyor ama aktarılıyor. Sevginin ve yükün aynı anda gelmesi belki en ağır yük. İkisini birbirinden ayırmak, hangisini taşımak zorunda olmadığını görmek, bazen bir ömür alıyor ve o ayrımı yapabilmek, hem kendine hem de bir sonraki nesle verilen en büyük hediyelerden biri...