Bu komünite, aklınızdan geçen düşünceleri Evrim Ağacı ailesiyle paylaşabilmeniz içindir. Yapacağınız paylaşımlar Evrim Ağacı'nın kurallarına tabidir. Ayrıca bu komünitenin ek kurallarına da uymanız gerekmektedir.
1
Bilim kimliğinizi önceleyin.
Evrim Ağacı bir bilim platformudur. Dolayısıyla aklınızdan geçen her şeyden ziyade, bilim veya yaşamla ilgili olabilecek düşüncelerinizle ilgileniyoruz.
2
Propaganda ve baskı amaçlı kullanmayın.
Herkesin aklından her şey geçebilir; fakat bu platformun amacı, insanların belli ideolojiler için propaganda yapmaları veya başkaları üzerinde baskı kurma amacıyla geliştirilmemiştir. Paylaştığınız fikirlerin değer kattığından emin olun.
Değer katın; hassas konulardan ve öznel yoruma açık alanlardan uzak durun.
Bu komünitenin amacı okurlara hayatla ilgili keyifli farkındalıklar yaşatabilmektir. Din, politika, spor, aktüel konular gibi anlık tepkilere neden olabilecek konulardaki tespitlerden kaçının. Ayrıca aklınızdan geçenlerin Türkiye’deki bilim komünitesine değer katması beklenmektedir.
5
Cevap hakkı doğurmayın.
Aklınızdan geçenlerin bu platformda bulunmuyor olabilecek kişilere cevap hakkı doğurmadığından emin olun.
Bilim insanları, tamamen yapay bileşenlerden oluşan ve beslenip büyüyerek bölünebilen SpudCell adlı sentetik bir hücre sistemi geliştirdi. BioRxiv üzerinde yayımlanan ancak henüz hakemli bir dergide değerlendirilmeyen çalışma, hücre döngüsünü laboratuvar ortamında "sıfırdan" gerçekleştiren ilk başarılı "bottom-up" (aşağıdan yukarıya) yaklaşım olarak dikkat çekiyor. Enerji üretimi gibi temel işlevlerden yoksun olan SpudCell'in, gelecekte ilaç, gübre ve plastik gibi endüstriyel ürünlerin biyolojik yollarla üretilmesinde kullanılacak bir "biyolojik fabrika" platformuna dönüştürülmesi hedefleniyor.
Bu gönderi Evrim Ağacı tarafından öne çıkarılmıştır.
Physical Review Research dergisinde yayımlanan yeni bir çalışma, fiziğin en derin sorularından birine ilk kez deneysel bir yanıt sunuyor: Evrenin dışında hiçbir şey yoksa, zaman nereden geliyor?
Birmingham Üniversitesi'nden deneysel fizikçi Giovanni Barontini, mutlak sıfıra yakın soğutulan rubidyum atomlarından oluşan bir Bose-Einstein yoğuşmasını kullanarak kapalı bir kuantum sistemi oluşturdu. Bu sistem, tıpkı evren gibi dışarıda hiçbir referans saatine sahip değildi. Barontini, sistemi lazer ışığıyla iki yarıya böldü ve bir yarıyı kasıtlı olarak görmezden geldi; bu "karanlık sektör" olarak adlandırılan yarıya bakmamak, ona göre zamanın kaynağını oluşturuyordu.
Fikir şöyle işliyor: Zaman, evrenin temel bir bileşeni değil; sistemin içindeki parçaların birbirini "saat" olarak kullandığı ilişkisel bir süreç. Barontini, iki yarı arasındaki entropi (düzensizlik) akışını ölçerek tamamen içsel bir "entropik zaman" oluşturdu. Entropi akışı hızlandığında zaman hızlandı, yavaşladığında zaman yavaşladı, entropik değişim durduğunda zaman tamamen durdu.
Barontini'nin en şaşırdığı nokta, Schrödinger denklemini bu içsel zamanla türettiğinde sonuçların deneyi mükemmel biçimde yeniden üretmesiydi. Bununla birlikte zamanın yönünün (geçmişten geleceğe aktığı gerçeğinin) de aynı kaynaktan doğduğunu öne sürüyor: "Hem zaman hem de zamanın oku, belki de bilgisizlikten doğuyor."
Fizikçi, aynı deneysel araç setinin gelecekte kara delik analogları ve erken evren koşullarını simüle etmek için kullanılabileceğini vurguluyor.
Bu gönderi Evrim Ağacı tarafından öne çıkarılmıştır.
Rosalind Franklin'in verilerini yürüten Watson ve Crick bugün yaşasaydı etik kuruldan hayatta geçemezlerdi demek isterdim. Ama muhtemelen dekanlıktan araya birilerini sokup tereyağından kıl çeker gibi hallederlerdi o işi... Neyse, ben şu projenin bütçe revizyonunu gireyim bari sistem yine hata vermeden.
Antarktika denince akla buz, kar ve soğuk gelir, değil mi? Ama yaklaşık 82 milyon yıl önce o kıta bambaşkaydı: yemyeşil ormanlarla kaplıydı ve dev titanozorlara ev sahipliği yapıyordu. Düşünsenize, o devler kışın aylarca süren alacakaranlıkta yürüyorlardı.
En ilginci, 40 yıl önce bulunan ve deniz sürüngeni sanılan bir omurga fosili, meğer bu karasal devlerden birine aitmiş. Bu minicik kemik parçası, dinozorların Gondwana gibi eski süperkıtalarda nasıl yayıldığını anlamamıza yardım ediyor. Henüz türünü veya yaşını tam çözemesek de, bazen en eski "bulguların" bile yeni bir bakışla nasıl başka bir hikaye anlattığına hayran kalıyorum. Kim bilir buzlar eridikçe daha neler çıkacak ortaya.
Evrim Ağacı'nın %100 okur destekli bir bilim platformu olduğunu biliyor muydunuz? Evrim
Ağacı'nın maddi destekçileri arasına katılarak Türkiye'de bilimin yayılmasına güç
katın.
Türkiye'nin en büyük popüler bilim arşivi Evrim Ağacı, sadece sizlerin destekleriyle ayakta duruyor! Bizim arkamızda milyarderler, devletler veya uluslararası örgütler yok. Sizin gibi bilimseverler ve onların kolektif desteği var! Siz de Evrim Ağacı'na destek olun, bilimin sesini daha uzaklara taşıyalım!' Tek seferlik destek olun veya daha iyisi, aylık destekçilerimiz
arasına şimdi katılın.
"Kuyruksuz maymunlar, insanlar ile o kadar çok sayıda ortak özelliğe sahiptirler ki, onların da haklarını insanlarınki gibi korumamız şarttır." Jane Goodall
Bilim İçin 30 Saniyeniz Var mı?
Evrim Ağacı, tamamen okur ve izleyen
desteğiyle sürdürülen, bağımsız bir bilim oluşumu.
Ücretsiz bir Evrim Ağacı üyeliği oluşturmanın çok sayıda
avantajından
biri, sitedeki reklamları %50 oranında azaltmak (destekçilerimiz arasına katılarak
reklamların %100'ünü kapatabilirsiniz). Evrim Ağacı'nda geçirdiğiniz zamanı
zenginleştirmek için, sadece 30 saniyenizi ayırarak üye olun (üyeyseniz, giriş
yapmanızı tavsiye ederiz).