Firavun mezarlarından binlerce yıllık bozulmamış ve yenilebilir bal çıktığı efsanesini duyduk ama arkeolojik kayıtlarda böyle kesin bir bulgu yer almadı. Yine de balın doğru şartlarda bozulmadığı biyokimyasal bir gerçek.
Bunun ardındaki en büyük etken arıların uyguladığı su uçurma işlemi. Başlangıçta yüzde 70 ila 80 oranında su içeren nektar, arıların kovan içinde kanat çırparak yarattığı hava akımıyla yüzde 15,5 ila 18 su oranına kadar buharlaştırılıyor. Bu kadar yoğun şekerli bir ortam mikroplar için ölümcül oluyor, çünkü ozmoz nedeniyle hücrelerindeki su tamamen dışarı çekiliyor.
Buna ek olarak arılar nektara kendi ürettikleri glukoz oksidaz enzimini ekliyor. Bu enzim şekeri doğrudan glukonik aside ve hidrojen peroksite çeviriyor. İşlem sonucunda balın pH değeri ortalama 3,9'a iniyor. Yani sirke kadar asidik bir ortama bir de hidrojen peroksitin doğal dezenfektan etkisi ekleniyor.
Eğer balın su oranı yüzde 25'in üstüne çıkarsa fermantasyon süreci yeniden işlemeye başlıyor. Dolayısıyla balı gerçekten bozan yegane şey kavanoza giren nem. Sadece 40 miligramlık bal kesesini doldurmak için binden fazla çiçeğe konan arıların bu zorlu emeğinden geriye, koyu bir zemin üzerinde petekten süzülen ağır sıvı kalıyor.
0 görüntülenme