Bir toplantıda üst düzey biri yanlış bir şey söylüyor. Herkes biliyor yanlış olduğunu. Ama kimse söylemiyor. Hafif bir baş sallama, sessizlik konu geçiyor. Küçük bir sahne ama içinde büyük bir şey var. İktidar eleştirisi her ölçekte bu dinamiği taşıyor. Aile masasında, iş yerinde, siyasi arenada. Güç farkı olduğu her yerde eleştiri zorlaşıyor. Bir kısmı çok somut. İşini kaybedebilirsin, dışlanabilirsin, cezalandırılabilirsin. Bu korku rasyonel, hayali değil. İktidar gerçekten zarar verebilir ve tarih bunun örnekleriyle dolu. Ama iş bu kadarla bitmiyor. Çok daha sinsi bir mekanizma da çalışıyor. İnsan zamanla eleştirmemeyi içselleştiriyor. Artık dışarıdan bir baskı yok, baskı içerde üretiyor. "Böyle düşünmemem lazım, yerimi bilmeliyim, ben kimim ki." Bu sesler kişinin kendi sesi gibi geliyor ama çoğu zaman uzun süre maruz kalınan bir ortamın ürünü. Meşruiyet de devreye giriyor. İktidar kendini meşrulaştırmakta çok iyi. Seçildim, atandım, başardım, biliyorum. Bu söylem eleştiriyi küçük düşürüyor. Sen kim oluyorsun da eleştiriyorsun havasını oluşturuyor. Eleştiri bir sistemin sağlıklı çalışmasının koşulu. Eleştirilemeyen iktidar düzelemiyor, çünkü nerede yanlış yaptığını göremiyor ya da görmek zorunda hissetmiyor. Zor olması tesadüf değil. Çoğu zaman tam da bu zorluk iktidarın kendini korumasının bir parçası..