Bir şeyin kaybolduğunu düşünsenize. Anahtarınız değil, telefonunuz değil, koca bir şehir. Binlerce yıl önce insanların yaşadığı, tanrılarına taptığı, orduların geçtiği bir yerin sadece rüzgarın taşıdığı kumlarla örtülüp hafızalardan silinmesi... İnanılmaz bir fikir.
Mısır'da arkeologlar, Sina Yarımadası yakınlarında 3200 yıllık bir taş yazıt bulmuşlar. Üzerinde Firavun II. Ramses'in adı geçiyor ve şahin başlı tanrı Horus'tan "Mesn Şehri'nin Efendisi" diye bahsediliyor. Aynı yerde, neredeyse tamamen yıkılmış bir Horus tapınağının kalıntıları da ortaya çıkmış. Şimdi tüm bu parçalar, "Acaba burası uzun süredir kayıp olan Mesn şehri mi?" sorusunu akıllara getiriyor.
Bir şehrin adını bir yazıtta görüp, aynı bölgede ona adanmış bir tapınak bulmak müthiş bir eşleşme gibi duruyor, değil mi? Özellikle de bu alan, antik Mısır'ın önemli askeri yollarından "Horus Yolu" üzerinde yer alıyorsa. Sanki tüm ipuçları birbiriyle konuşuyor. Ancak işler her zaman bu kadar basit olmuyor. Çünkü başka bölgelerde de benzer "Mesn Lordu Horus" yazıtları bulunmuş. Bu da akla şu ihtimali getiriyor: Belki de Mesn tek bir şehir değil, o dönemde daha geniş bir coğrafi bölgeye verilen bir isimdi? Ya da birden fazla "Mesn" vardı?
Bir taş parçasından yola çıkarak koca bir medeniyetin izini sürmek, tıpkı hayatımızdaki küçük detaylardan büyük resmi anlamaya çalışmak gibi. Her yeni bilgi bir olasılık kapısını açıyor ama aynı zamanda yeni sorular da getiriyor. Kesin bir sonuca varmak için daha çok kazı, daha çok analiz gerekiyor. Ama düşününce bile heyecan verici: Belki de o küçük yazıt, binlerce yıllık bir sır perdesini aralamak üzere. Bilimin sabır gerektiren bu dedektiflik oyununu izlemek, bana her zaman şaşırtıcı gelmiştir.
0 görüntülenme