On sekiz yaşına geliyorsun. Artık sözleşme imzalayabilirsin, kredi çekebilirsin, vergi mükellefi olabilirsin. Ama bunların hiçbirini nasıl yapacağını bilmiyorsun. Okul sana trigonometri öğretti, Osmanlı padişahlarının sırasını öğretti, hücre bölünmesini öğretti. Bütçe yapmayı öğretmedi. Faiz hesabını öğretmedi. Emeklilik sisteminin nasıl çalıştığını öğretmedi. Bu tesadüf değil, en azından tamamen tesadüf değil. Finansal okuryazarlık insanı sistemi sorgulamaya başlatıyor. Kredi kartı faizinin nasıl çalıştığını gerçekten anlayan biri o kartı farklı kullanıyor. Vergi sistemini okuyan biri başka şeyler görüyor. Bilgili tüketici daha az karlı tüketici. Bu bilginin aktarımı aileden geliyor büyük ölçüde. Paradan konuşan ailede büyüyen çocuk bu kavramları erken öğreniyor. Konuşulmayan ailede büyüyen çocuk yetişkinliğe hazırlıksız giriyor. Okul bu eşitsizliği kapatabilecek en güçlü araç, ama kullanılmıyor. Sonuç olarak finansal bilgisizlik nesiller boyu aktarılıyor. Borç normalleşiyor, tasarruf alışkanlığı gelişmiyor, yatırım kavramı yabancı kalıyor. Sistemi eleştirmek kolay ama çözüm de aslında görece basit. Müfredata girmesi gereken bir konu bu. Engel teknik değil, siyasi. Ve bu engelin neden orada durduğu, belki finansal okuryazarlığın kendisi kadar öğretici bir soru...