Haritalara bakıp sınırların ne kadar kesin olduğunu düşünürüz. Çocukken ülkelerin sınırları hep sabit sanırdım. Ama şu yüzyıllık mozaiğe bakınca, doğanın o görünmez, sabırlı işleyişi aklıma geliyor. Dağlar bile milim milim aşınırken, nehir yatakları kayarken, bizim kurduğumuz en sağlam "medeniyet"ler bile kaçınılmaz bir yavaşlıkta dönüşüyor.
Savaşlar yıkıcı evet, ama asıl kalıcı güç, erozyon ve biyolojik çözünmenin sessiz dansı. Biz kalıcılık peşinde koşarken, dünya durmadan kendini yeniden yazıyor. Bu biraz hüzünlü ama aynı zamanda müthiş bir ders, değil mi? En güçlü yapılar bile zamanla yeni bir forma bürünüyor. Tabii bu dönüşüm hızı, malzemenin cinsinden iklime kadar birçok faktöre göre çok değişiyor; bir kaya oyması binlerce yıl dayanırken, ahşap bir yapı çok daha kısa sürede yok olabilir. Ama özünde her şeyin geçici oluşu... Bu fikir ne kadar büyüleyici ve düşündürücü!