Modern süper spor arabaların teknik verilerine baktığımızda ulaşılan hızlar bize olağanüstü gelebilir; fakat insanlığın karada ses duvarını neredeyse 30 yıl önce aştığı gerçeğini çoğu zaman gözden kaçırıyoruz.
Kara hızı rekorlarının serüveni 1899 yılına kadar uzanıyor. Üstelik saatte 100 kilometre sınırını tarihte ilk kez deviren makine benzinle değil, bataryayla çalışan elektrikli bir araçtı. O yıllarda aerodinamik bilimi henüz emekleme aşamasında olduğundan, aracın gövdesi mermi gibi tasarlansa da sürücü rüzgara meydan okurcasına tamamen açıkta oturuyordu.
1920'lere gelindiğinde hız arzusu öyle bir boyuta ulaştı ki, mühendisler otomobil şasilerine uçaklardan ve deniz motorlarından söktükleri devasa üniteleri monte etmeye başladılar. Bu çılgınlığın yarattığı en büyük sorun, araçları hızlandırma dehamızın onları durdurma kabiliyetimizin fersah fersah ötesinde olmasıydı. Örneğin 1927'de saatte 327 kilometreye fırlayan Sunbeam 1000hp modelini durduracak fren teknolojisi dünyada henüz yoktu; test pilotu yavaşlayabilmek için aracı doğrudan okyanus dalgalarının içine sürüyordu.
Pistonlu motorların sınırları tükenince sahneye savaş jetlerinin türbinleri çıktı. Garajlarda modifiye edilen jet motorları tuz göllerinde kükredi ve nihayet 1997'de Thrust SSC ile karada saatte 1.223 kilometreye ulaşılarak ses hızı aşıldı. İki devasa jet motorunun gücüyle tekerlekleri yerde tutulan bu araç, yaklaşık 30 yıldır kırılamayan efsanevi bir mühendislik başarısına imza attı.
Tüm bu tehlikeli denemeler yalnızca bir avuç hız tutkununun macerası değildi; bugün bindiğimiz otomobillerin aerodinamik yapısının, fren sistemlerinin ve yol tutuş dinamiklerinin asıl laboratuvarı oldu.
Teknolojinin ve insan bedeninin sınırlarını düşündüğünüzde, tekerlekleri olan bir makineyle ses hızını aşmayı siz göze alabilir miydiniz?
0 görüntülenme