K., köye gelir ve şatoda görevlendirildiğini söyler. Ama ne şato onu tanır, ne köy halkı onu ciddiye alır. Herkes bir şeyler biliyor gibidir ama kimse net bir cevap vermez. Kafka daha ilk sayfalarda o yabancılık duygusunu öyle bir kurar ki, sen de K. ile birlikte üşümeye başlarsın. “Şato, tepeye gömülmüş bir hayal gibiydi” derken aslında yalnız bir binayı değil, ulaşılamayan anlamı anlatır.
Kafka’nın dünyasında bürokrasi sadece evrak işi değildir; insanın varoluşunu kemiren görünmez bir makinedir. K. sürekli birilerine ulaşmaya çalışır, memurlara, görevlilere, aracı kişilere ama hep bir eksik belge, yanlış saat, yanlış yorum çıkar. Tuhaf olan şu, sistem çalışıyor gibi görünür ama aslında kimse sorumluluk almıyor. Bu bana hep modern hayatı hatırlatır. Bir telefon hattında beklerken duyduğun o otomatik ses gibi. “Talebiniz işleme alınmıştır.” Ama kim işliyor, nasıl işliyor, bilmiyorsun.
Kafka’nın şu cümlesi çok çarpar:
“Bir yerde yanlışlık olmalı, diye düşündü K. ama nerede olduğunu bilmiyordu.”
Bu sadece K.’nin değil, hepimizin cümlesi sanki. Hayatta bir şeyler ters gidiyor gibi gelir ama sorunu tutup gösterecek bir yer yoktur.
Şato’nun en sarsıcı yanı şudur. Tanrı gibi görünen ama asla görünmeyen bir otorite fikri. Şato’yu hiç gerçek anlamda görmeyiz. İçine giremeyiz. Hep dolaylı bilgiler vardır. Bu yüzden romanı okurken ister istemez teolojik bir boyut da hissedilir. Sanki insan, Tanrı’ya ya da mutlak hakikate ulaşmaya çalışıyordur ama arada sonsuz bir mesafe vardır.
Kafka’nın dili sade ama etkisi derin. Süslü cümleler kurmaz; zaten korkutucu olan da bu yalınlıktır. Her şey sakin sakin anlatılırken insanın içi daralır. Çünkü absürt olan şey bağırmaz; normalmiş gibi davranır.
Ben Şato’yu her okuduğumda şunu düşünüyorum.Kafka bize başarısızlığı değil, sürekli ertelenen bir umudu anlatıyor. K. hiçbir zaman “Tamam, vazgeçtim” demez. Hep bir yol daha dener. Bu trajik ama bir o kadar da insani. Belki de Kafka’nın en acımasız tarafı bu. Umudu tamamen elinden almıyor, sadece sürekli erteliyor.
Roman yarım kalmıştır, biliyorsun. Ama tuhaf biçimde eksik bitmesi tam da romanın ruhuna uygundur. Çünkü bu hikâye zaten çözüme kavuşamazdı. Şato’ya varılsa bile başka bir şato çıkardı belki de.
Kafka bir yerde şöyle der, “Yollar yürümek içindir.”Şato’ya varmak için değil. Belki de mesele bu. Biz hep varmak istiyoruz. Kafka ise yürüyüşün kendisini, o bitmeyen arayışı gösteriyor.
Şato’yu okurken insan hem yalnız hisseder hem de garip bir şekilde anlaşılmış. Çünkü Kafka, insanın modern dünyadaki o görünmez sıkışmışlığını kelimelere dökmeyi başaran nadir yazarlardan biri. Ve dürüst olayım, bu roman insanı biraz yorar. Ama iyi bir yorgunluk bu. Düşündüren, içini eşeleyen bir yorgunluk.