Roman, Fransız İhtilali' nden sonraki 20- 50 yıl arasında gelişiyor. Kahraman Dante biraz inatçı, sert ama özünde iyi niyetli birisi. Napolyon taraflı bir tutumu var gibi görünse de romanda net bir şekilde belirtilmiyor. Sadece işini yapan bir mürettebat kaptanı. Hain bir kumpasın içine düşüyor, ancak bu kumpas ileride, hayal edemeyeceği kadar yüksek konumlara çıkmasına vesile oluyor. Konumdan çok refahı, parası var ancak bu para, ona dönemin burjuvasında istediği baloya, akşam yemeğine, aile toplantısına katılmasında çok yardımcı oluyor. Hikayenin gidişatı gayet iyi, genel olarak sıkılmıyorsunuz ancak bazı olaylar bana çok ütopik geliyor. Sanki zengin bir kont değil de hayali bir Arap prensiymiş gibi hissettiriyor, sanki her an halısına binip uçacakmış gibi bir algı yaratıyor sizde. Kültür bakımından da size çok şey katıyor, o Fransa' da burjuva hayatı yaşamak çekici geliyor size. Ancak o dönemde yaşamayacak olsanız bile bu beyefendi ve hanımefendilerin bazı tavırları çok gülünç gelecek size. Su üstünde yürüyormuş gibi bir nezaket havaları var, yanlarına yoksul birisi gelse fare gözüyle bakacaklar, o kadar '' temizler'' yani. Hikayenin sonu bana çok trajik geldi, fazla beklentiye girdiğimden mi bilmiyorum. O kadar çabala, koştur, 20 yılını bir plan için harca, iğrenç insanlarla davan için muhabbet oluştur, ama ' sana aşık olan kadın' sözde kendine yediremediği için hayatını seninle devam ettirmekten vazgeçsin. Dante hapse atılınca olanların bir mantığı var; kadının psikolojisi zor durumda, bir yandan çirkef bir kuzeni var; kendisine aşık, Dante' nin babası da ölünce evleniveriyor kuzeniyle. Hem hayatı ve gelecekte ki çocuğu da garanti altında. Ama aşık olduğu adam 20 yıl sonra tekrar geliyor, onu tanımasan bile bir şey hissediyorsun, samimiyet kuruyorsun, kocan elaleme rezil oluyor, oğlun askere gidiyor, fakat sen birine muhtaç olmayı kendine yediremiyorsun. Öyle mi? Gerçekçi değil. Tabi bunu da anlamak lazım; romantizm yazarları sonuçta, asıl işleri drama yaratmak.