Giordano Bruno, zamanının ötesinde bir insandı.
Bruno'yu temsil eden Teofilo, eğitimli ve açık fikirli bir meslekten olmayan Smitho, koyu Aristotelesçi bir bilgiç olan Prudenzio ve iğneleyici sözleriyle sohbete renk katan Fruella arasında geçen beş diyalogdan oluşan kitapta, Bruno, Kopernik’in Güneş merkezli evren modelini savunuyor ve Aristotelesçi dünya görüşüne meydan okuyor. Güneş merkezli teoriyi doğrulamakla kalmayıp aynı zamanda evrenin sonsuz olduğunu ve güneş sistemindekilere benzer sayısız dünyadan oluştuğunu söylüyor.
Bruno, Kopernik'i yaygın önyargılardan kurtulduğu için över ama ekler: "Yine de çok ileri gidemedi, çünkü doğadan çok matematiğin öğrencisi olduğu için yanlış ve yanıltıcı ilkelerin köklerini söküp atacak kadar derine inemedi." Başka bir deyişle, Kopernik bir başlangıç yaptı ama sadece bir matematikçi olduğu için geleneksel hataların ardında yatan varsayımlarla başa çıkamadı.
Bunun sebebi salt bilimsel açıdan değil, gnostik (gizemci) bilgelik açısından evrene bakmasıdır. Bruno bir Rönesans Hermetiğiydi. Hermes Trismegistus'un (Kimileri onun İdris Peygamber olduğunu söyler) ilkelerini takip ediyordu. Dünya'nın dönüşü Bruno tarafından coşkuyla desteklenir, üç beş matematiksel formül yüzünden değil, "Dünya'nın yaşayan bir organizma" olduğu şeklindeki daha yüksek bir nedenle. Newton mekanik açıklamalar getirene kadar gezegenlerin devinimi ilahi bir olay, bir gizemdi.
Kitapta en eğlendiğim kısımlardan birisi, çamurlar içinde ziyafete gitmeye çalışırken yaşadığı maceralardı. Bruno'nun oldukça esprili ve eğlenceli bir yanı olduğunu fark ettim. Öte yandan muhtemelen takdirini kazanması zor, hoşgörüsüz ve küçümsemeye yatkındı. Devrinde yaşasaydım tanışmak istediğim insanlardan birisi.
İşlediği konulardan dolayı ağır bir kitap. İnce olmasına rağmen anlamak için çaba sarf etmek gerekiyor ve yavaş okunuyor. Çevirisinin iyi olmadığını düşünmüştüm ama aslında, Bruno'un dili ağdalıymış. Kitap hakkında yazılan bir makalede "Hem Latincesi hem de İtalyanca düzyazısı yorumlama zorluklarıyla doluydu," diyor.
Kitabın adı, Hristiyanlık'ta Büyük Perhiz'in ilk günü olan Kül Çarşambası'na atıf. Bruno'nun ölümünün de küller içinde gelmesi büyük ve üzücü bir tesadüf.