Kitap, şehvetten uzak durmayı öğütleyen İncil ayetleriyle başlıyor. Ardından kadının erkeğin gözündeki ve toplumdaki yeri, genelevlerin kadını nasıl obje gibi gösterdiği ve erkeğin ergenlik yaşlarında bu batak evlerinde kadına karşı edindiği hastalıklı bakışı, evlilik kurumunun yıprattığı duyguları ve ruh dünyasını ele alıyor.
Tolstoy'un bu kitapta Schopenhauer'ın Aşkın Metafiziği kitabından etkilendiği yazıyor başka incelemelerde. Ne var ki Tolstoy'un bu ilişkilere getirdiği çözüm Schopenhauer'dan epey farklı: Keşiş yaşamı. Kadınlardan tamamen uzak durmak. Yazar hikayenin sonunda kendi düşüncelerini anlattığı bölümde kilise nikahının bir yozlaşma olduğunu, gerçek Hristiyanlıkta hiçbir şekilde şehvetin yeri olmadığını anlatıyor. Böylece kitaba başlarken yazdığı ayetlerle de mesajını tamamlamış oluyor.
Yazarın doğru sorunları teşhis ettiğini, fakat yanlış çözümler getirdiğini düşünüyorum. Her şeye rağmen okunması gereken çarpıcı bir öykü.