Roman, II. Dünya Savaşı yıllarında İstanbul’da geçer. Şehirde ışıklar söndürülür; ama asıl karartılan şey düşüncedir. Başkahraman Mustafa Ural bir öğretmendir, bir aydındır. Yazdığı bir yazı yüzünden “sakıncalı” sayılır ve bir anda hayatı dar bir çembere sıkışır. Evinden çıkamaz, saklanmak zorunda kalır, dostlarına bile temkinle yaklaşır. Ilgaz o baskıyı öyle sade bir dille anlatır ki insanın boğazı düğümlenir.
Şu cümle romanın ruhunu taşır, “İnsan korkuya alışıyor ama aşağılanmaya alışamıyor.” Bu cümleyi okuduğumda uzun süre sustuğumu hatırlıyorum. Çünkü korku bir refleks belki, ama onurun ezilmesi daha derin bir yara. Mustafa’nın yaşadığı şey sadece kaçak hayatı değil; bir insanın yavaş yavaş toplumdan soyutlanması.
Ilgaz’ın dili gösterişsizdir. Ama tam da bu yüzden güçlüdür. Sokaklar karanlık, evler puslu, insanlar fısıltıyla konuşuyor. Herkes birbirinden şüphe eder halde. Karartma geceleri sadece uçaklara karşı alınan bir önlem değildir; insanların birbirine duyduğu güvenin de söndüğü gecelerdir.
Romanın bir yerinde şöyle der. “Gece uzadıkça insanın içi daralıyor.” Bu fiziksel bir gece değildir sadece. Uzayan baskı, bitmeyen tedirginlik, yarına dair belirsizliktir. insanın en çok yorulduğu şey belirsizliktir.
Rıfat Ilgaz burada açıkça bir dönemi eleştirir ama bunu bağırarak yapmaz. İnce bir sitemle, insan hikâyesi anlatarak yapar. Mustafa ne kahramandır ne devrimci bir ikon. O, sıradan bir insandır. Ve belki de romanın gücü buradadır. Çünkü baskı çoğu zaman sıradan insanın hayatını ezer.
Ben Karartma Gecelerini okurken hep şunu düşündüm . Baskı dönemlerinde en büyük direniş bazen sadece insan kalabilmektir. Mustafa’nın saklanırken bile düşünmeye, yazmaya, onurunu korumaya çalışması sessiz ama güçlü bir direniştir.
Ilgaz bize şunu hissettirir. Karanlık ne kadar koyu olursa olsun, insanın içinde küçük bir ışık kalır. Belki zayıf, belki titrek ama tamamen sönmez.
Roman bittiğinde insan rahatlamıyor. Ama garip bir dayanıklılık hissi kalıyor içinde. Çünkü anlıyorsun ki tarih boyunca karartma geceleri oldu, yine olacak. Mesele, o gecelerde kim olduğun. Ilgaz’ın romanı tam da bunu soruyor.