Fakir Baykurt’un dili gösteriş yapmaz. Cümleleri süslenip püslenmez. Ama o yalınlıkta öyle bir hakikat var ki insanın içine işliyor. Sanki bir köy odasında soba yanıyor da, karşında yılların içinden geçmiş biri oturmuş, ağır ağır anlatıyor. Arada susuyor, çayından bir yudum alıyor, sonra kaldığı yerden devam ediyor. O anlatırken sen sadece dinlemiyorsun; o hayatın içine giriyorsun.
Bu yüzden Kaplumbağalar bir roman olmaktan çıkıyor benim için. Bir hatıra gibi, bir yaşanmışlık gibi duruyor. Okudukça hikâyeyi değil, insanı hissediyorsun. o his kolay kolay geçmiyor.
Romanın merkezinde köylülerin imeceyle kurmaya çalıştığı bağ var. Ama bu bağ sadece üzüm yetiştirme meselesi değil; emek, dayanışma ve direnme meselesi. Köylüler yavaş ama kararlı. İşte tam burada “kaplumbağa” metaforu devreye giriyor. Yavaş ilerleyen ama vazgeçmeyen bir irade.
Baykurt bir yerde şu duyguyu vermekte . “Toprak sabır ister.” Bu basit cümle aslında romanın özeti gibi. Toprak sabır ister, emek ister. Ama asıl mesele insan da sabır ister. Hele ki yoksullukla, bürokrasiyle ve çıkar hesaplarıyla boğuşuyorsa.
Romanda köylülerin karşısında sadece doğa yok; devlet görevlileri, çıkar çevreleri ve köy içindeki bölünmeler de var. Fakir Baykurt burada açıkça toplumsal bir eleştiri yapıyor ama bunu slogan atarak değil, karakterlerin hayatı üzerinden yapıyor. İnsanların küçük hesapları, korkuları, umutları çok gerçek.
Şu cümle romanın ruhunu yansıtır. “Yavaş yürür kaplumbağa ama yolundan dönmez.” Bu sadece bir hayvan betimlemesi değildir bence .Anadolu insanının direncinin simgesi. Fakir Baykurt köylüyü romantize etmez. Onları kusursuz göstermez. Ama onların emeğine, alın terine saygı duyar.
Romanı okurken en çok şunu düşündüm. Değişim hep hızlı olmak zorunda değil. Bazen yavaş ilerlemek daha kalıcıdır. Kaplumbağalar acele etmez ama vardıkları yer kendi emekleriyle ulaştıkları yerdir. Baykurt’un dili yer yer serttir. Haksızlığa karşı öfke hissedilir. Ama o öfkenin altında derin bir sevgi vardır. Anadolu’ya, köylüye, toprağa duyulan bir sevgi.
Kaplumbağalar bittiğinde insanın içinde tuhaf bir duygu kalıyor. Hem hüzün hem umut. Çünkü mücadele kolay değil, hatta çoğu zaman sonuçsuz kalıyor gibi görünüyor. Ama yine de o kaplumbağalar yürümeye devam ediyor.
Bence romanın asıl söylediği şey şudur. Acele edenler tarihi yazabilir belki ama sabredenler toprağı yeşertir.