Nolan'dan önceki fav yönetmenim James Cameron'ın oldukça meşhur serisi Avatar, açıkçası hiçbir zaman benim kafamda tam bir yer edinemedi. İlk film 2009 gibi çok eski bir tarihe dayanıyor. İkinci filmden önce onu da izlemiştim ama hatırlıyorum demek yine yalan olur. 8 puan olarak girmişim. Hafızamda tutunamamasının nedeni bence çok büyük ölçekten işlenen bir hikaye olmasından kaynaklı olabilir. Bir de LotR serisi bu etkiyi vermişti hep. Büyük ölçekte çok kıymetli ve epik bir hikaye ama küçük ölçekte "Bu neydi şimdi?" hissi veriyor bana. Ben biraz daha drama sever bir taraftayım sanırım. İkinci film 2022 yapımıydı ve 7 puan girmişim. Zaten çok memnun kalmadığımı hatırlıyorum. Aynı türde olayların taraflar arasında çok git gel yaparak tekrarlandığı ve esnetildiği, sıkıcı bir filmdi. Bu sorun aynı uzunluktaki bu filmde yer almıyor. Bu çok güzel bir gelişme ve direkt anlatının tadını değiştiriyor.
Film hala başta yavaş ilerliyor ama zaten 3 saatlik bir film için normal. Sonrasında tempo hep yüksek devam ediyor. Ben tempodan dolayı hiç sorun çekmedim. Hikayenin bu sefer daha dolu olması beni asıl çeken şey oldu. Buna rağmen film ödüllerini ve adaylıklarını daha çok yine teknik detaylardan alıyor. Tabii ki görsel ve işitsel kalitesine verilen önem herkesçe malumdur. Yalnız filmde bu sefer Varang isimli yeni bir karakterin yer alması bence ayrıca üstünde durulması gereken bir şey. Ben bu karakteri gerçekten izlemesi keyifli buldum. Oyuncu Oona Chaplin'in etkisi var mı emin değilim. Daha çok karakterizasyondan kazanıyor.
Filmin en büyük teması malumunuz sömürgeciliktir. Ve bunun önemi geldiğimiz 2026 tarihinde maalesef ki azalmak yerine daha da önem kazanmıştır ve muhtemelen insanlık tarihi boyunca da devam edecek bir derttir. Hatta bu en nihayetinde evrimsel de bir paradokstur kanımca. Bu temayı milletler üstü ve hayali bir tür üzerinden postcolonialist bir perspektifle işlemek bence çok kıymetli bir iş olacaktır çünkü hem öğretici hem de empati kurması kolay, öz eleştiriyi daha teşvik edici olur. Bununla kalmayıp hayata dair çok kıymetli ve öğretici elzem konuları ele alması da yine bir Interstellar ve Dune havası vermiştir bana. Bunlar gerçekten yaşamayı öğretecek serilerdir. Vakti geldiğinde gelenekleri de güncellemek gerektiğini ve evrimin sosyolojik olarak da kaçınılmaz olduğunu öğretiyor mesela. Kendini ve aileni korumak için karşı koyarak savaşmanın erdem olduğunu gösteriyor mesela. Bazı büyük çatışmaların çözümünün belki savaş olacağını ve her zaman güçlü/adaptif kalmak gerektiğini de çıkarabiliriz. Burada da çözüm, tıpkı Matrix gibi evrenlerde de olduğu üzere, türlerin birleşerek devam etmesidir galiba. Bu hikayede de aynı yolu görmeye başladık. Bu anlamda yeni kuşak karakterler de bunu temsil edecek dönüşümler geçirmeye başladılar. Nispeten epileptik bir karakter olan şaman Kiri'ye çok rol ayrılmıştı filmde ve bu gibi detaylar da paganist zihniyetli bizim gibi insanlar için bağ kurmak adına güzel bir sebep daha verdi. Sanki günümüzde insanın doğayla olan çatışması daha çok merkeze gelmeye başladı gibi, öyle seziyorum. Dune'da çöl ve solucanlar neyse burada da elektromanyetikvari alanlar olan ve sanırım fluxcon denen akım girdapları aynı şeyler bence.