Doğansoysal’ın anlatısında “kadim doğa”, romantize edilmiş bir geçmişe kaçış değil; bugünün ekolojik krizlerini anlamak için uzun zamanlı (longue durée) bir perspektif sunan düşünsel bir araçtır. Bitkiler, hayvanlar, dağlar ve sular; insan-merkezli bir bakışın dekoru değil, tarih yapan ve tarihi taşıyan öznelerdir. Bu yönüyle yaklaşım, modern doğa tasavvurunun “kaynak” ve “kullanım” diliyle bilinçli bir mesafe kurar.
Metinlerde ve paylaşımlarda sıkça görülen mitoloji, halk anlatıları ve yerel bilgi vurgusu, doğayı epistemolojik olarak çoğullaştırır: Bilgi yalnızca bilimsel raporların değil, yaşantının, sözlü kültürün ve ritüelin de ürünüdür. Ancak bu noktada ince bir çizgi vardır. Kadimlik vurgusu, eleştirel süzgeçten geçirilmediğinde, zaman zaman özselcilik ve sembolik mutlaklık riskini taşır. Doğa “hep bilge”, geçmiş “hep doğru” değildir; yerel bilgi de tarihsel koşullarla şekillenir.
Doğansoysal’ın katkısı, Anadolu doğasını sessiz bir arka plan olmaktan çıkarıp konuşan bir özneye dönüştürmesidir. Bu, kamusal ekoloji bilinci açısından değerlidir. Öte yandan, yaklaşımın gücünü koruması için kadim anlatıların modern ekoloji, iklim bilimi ve koruma biyolojisiyle eleştirel bir diyalog içinde tutulması gerekir. Kadim olan, modern olanı dışladığında değil; onunla konuştuğunda dönüştürücü olur.
Anadolu Kadim Doğa, Anadolu’yu tüketilecek bir miras değil, sorumluluk gerektiren bir ortak yaşam alanı olarak düşünmeye çağırır. Burak Doğansoysal’ın çizgisi, doğaya dair bilginin tekil değil çoğul olduğunu hatırlatır; bu hatırlatma, bugün belki de en çok ihtiyaç duyduğumuz şeydir.