Bizler tek oluşumuzla kaygıya sürüklenen sosyal yaratıklarız. Toplum bu kaygımızın üzerine eğilebilmemiz için aynılık üzerinden sahte ve kolay yollar sunuyor. Bizi aynı ürünleri tüketmeye, aynı işlerde çalışmaya, aynı hedefleri benimsemeye ve kendimizi uyum sağlamaya ve farklılığın önemsiz nüanslarıyla tanımlaya davet ediyor. Ancak bizde birey olma cesareti yoksa sevgiye asla erişemeyiz, çünkü sevgi, kişinin bütünlüğünü koruması koşuluyla birleşmedir. Sevgi, güvensizlik hissinden dolayı almak değildir; vermekle, neşenin, ilginin, anlayışın, şakalaşmanın ve üzüntünün, yani içimizde canlı olan tüm şeylerin ifadesi ve dışavurumuyla başlar.
Sevmek daima, gözler apaçık halde insanlıkla ilintili olmaktır: Eğer biri sevdiği insan için nesnelliğini bir kenara bırakmak istiyorsa ve ilişkisinin içinde, dünyanın geri kalanını saf dışı edebileceğini düşünüyorsa, her iki cephede de kaybettiğini kısa zaman içinde keşfedecektir.